Okudum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okudum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okudum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okudum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nis 2020

E-KİTAP İNDİRME | 2020 GÜNCEL LİSTE



Griple uğraştığım bir pazar gününden herkese merhaba. Kitap okumayı çok seviyorum.Gerek kokusunu duya duya gerek ekranı okşaya okşaya(bazı büyüklerimizin tabiriyle).Ama hem taşıması daha kolay hem daha ekonomik olduğu için genellikle e-kitap  tercih ediyorum. 2 adet cihazla okuyorum.Biri kitap boyutuna daha yakın olan tablet,diğeri cep telefonum.Bugün paylaşacağım kitaplar her ikisinde de okunabilir. Ama kitap okuyucunuz varsa sadece EPub yükleyebilirsiniz. Ayrıca birkaç okuma programı da yazacağım.Google Play kitaplarda kitap okuyabiliyorum ancak kitap yüklemeyi beceremiyorum bu yüzden bu programlar çok işimi görüyor.Ve sayfa çevirme efektini seviyorum :) Ama eğer yüklemenin bir yolunu biliyorsanız lütfen yazar mısınız? Birde indirmeyi başaramayan arkadaşlar bana ulaşabilir ben indirir yollarım ;)




Kapatılan ekşi sözlük e-kitap ağı meritokrasinin son kalesi.Umarım burada paylaşarak başlarını yakmıyorumdur.En çok bu siteyi kullanıyorum.Bütün kitaplar okunabilir durumda ve Epub formatında. Bütün kült kitapları ve klasikleri bulabilirsiniz.Haruki murakami yada albert Camus kitapları gibi. Bazı son dönem kitapları da mevcut.

Maalesef bu yazının ilk yazıldığı dönemden uzun sayılabilecek bir süre sonra meritokrasi kapandı.
E - kitapçılarda birçok kitabı bünyesinde barındırıyor.Tek eksi yönü reklam bekleten barındırması



Yukarıdaki siteyle benzer özelliklere sahip. Yine çoğu zaman yeni ve popüler kitapları yayımlıyorlar. Arayüzü basit ve anlaşılabilir.

Hala Yayında :)



Diğer iki site kadar yeni kitapları olmasa da bir çok popüler ve kült kitapları yayımlıyorlar.Basit arayüzünün yanında nasıl indirileceğine dair bir rehberleri mevcut

Bu sitede temiz hazırlanmış 3000 üzerinde eser var size aylık 10 epub hakkı veriyor. Böylece ücretsiz ve reklamsız olarak kullanılabiliyor.





Yalnızca androidde bulunan e-okuyucu. Hem PDF hem EPub okuyabiliyor.EPub formatının artısı kitabı sesli olarak okuyabilmesi.Ayrıca not alabilir yada renklerle işaretleyebilirsiniz. Üç farklı okuma ve 1 tane batarya modu var.Tamamen ücretsiz ve basit bir arayüze sahip
Moon+ Reader

Prestigio gibi çok başarılı bir program.Yalnız bildiğim kadarıyla Türkçe dil seçeneği yok.Ancak  diğer tüm özellikler kendisinden mevcut. Ancak bu mu prestigio mu deseler ben prestigioyu tercih ederdim.

iBooks & Play kitaplar

Bu iki program ise apple ve androidin kendi kitap okuyabileceğiniz programları. Cihaza extradan bir program yüklemeyi tercih etmeyenler için idealler.Ancak yukarıda da yazdığım gibi ben play kitaplara kitabı yükleyemiyorum. Ancak onunla açıp okursam yükleniyor.

Sizin bana önerebileceğiniz site ve program ayrıca kitap varsa yorumlarınızı bekliyorum.Dediğim gibi indiremeyen arkadaşların yorum ve e-posta bırakması yeterli olur.Hemen yollayabilirim :)

Sevgilerle..

NOT: Yorumlarda benim deneyimlemediğim için paylaşamadığım bilinmedik  ancak birçok eser barındıran linkler mevcut. Deneyimlersem güncel listeye eklerim zaten haberiniz ola :)

devamını oku
PAYLAŞ:

24 Eyl 2018

KORKMA BEN VARIM | MURAT MENTEŞ


"Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep."

Dublörün Dilemması'nın yazarından komik, hızlı, şoke edici bir roman daha.Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri dövüş ustası Fu. Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey. Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi.Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa.Dul gangster Hayati Tehlike.Mr. Spock, Abdülcabbar, Ruhiye Hanım, papağan Huduni, cin Jajha, Atom Bombacıyan, Uçan Kız, Abidin Dandini, Leyla Kalahari ve diğerleri...Korkma Ben Varım'ın her sayfası sürprizlerle dolu.Aşk, dostluk, intikam, yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı roman, olağanüstü bir enerji saçıyor.

"Bu kitap karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor."

°°°°°°°°°°°°

Merhaba efendim. Nasılsınız bugün? Uzun bir aradan sonra bir kitap yorumuyla sizlerleyim. Hem okumayı, hem yazmayı çok özlemişim. Spoiler vermeden nasıl bir yorum yazabilirim bilemiyorum ama. 

Öncelikle Murat Menteş ve ekolünü seviyorum açıkçası. Hem yormadan, kolay okunuyor. Hemde çerez kitaplara nispeten insana katıyor. 

Murat Menteş okuyanlar bilir kahramanların isimleri hep ilginç isimler olur. Ki bunu editörü olduğu kitaplarda bile görüyoruz - örneğin Murat Uyurkulak'ın Merhume kitabında bu etkiyi görüyoruz. Ki ikisi aynı ekolden- 

Bu kitabında da ilginç isimler, topluma ve sisteme dokundurmalar ve tesadüflerle örülü komik bir öykü okuyoruz.  

Kitabın geçtiği ülkede Gönül İşleri Bakanlığı  var. Ve aşkkart diye bir hizmet sunuyorlar. Kanaat önderleri, dedeler  dervişler vb kişilerden oluşan bir heyet var ve onlarla görüşerek aşkına onay alıyorsun. İster istemez ben zaten alamazmışım diye düşündüm. Benim en sevdiğim karakter Fu ve Gıcırbey oldu.  Ben kitabın bu iki karakter üzerinden ilerleyeceğini düşünüyordum. 

Eğer zekice yazılmış cümleler okuyayım ama ağır bir kitap olmasın diyorsanız. Absürt edebiyatı seviyorsanız. Ben Murat Menteş'in kalemini kesinlikle öneriyorum.

"sana rastlayıncaya kadar, deli gömleğimin üstüne hep en iyi marka kazaklar, ceketler giydim..."





devamını oku
PAYLAŞ:

25 May 2017

HEDİYE GELDİ & İLK İZLENİM


Merhabalar efendim. Hayırlı akşamlar dilerim. Yazı yazmayı kelimeleri böyle yanyana dizmeyi ne çok özlemişim.

Bugün size çok sevindiğim bir hediyeyi paylaşmak istedim.  Çok çok uzun süre önce taa takvimler 2016 yılında iken bendeniz bir çekiliş kazanmıştım. Sevgili kız kardeşler Blogger dünyasının güzide hanımefendileri Esra ve Büşra kardeşler bana 30₺'lik babil.com hediye çeki hediye etmişlerdi. Şimdiye kadar kullanmak nasip olmamıştı. 

Tam kitaplara karar verdim ki meğerse babil el değiştirmiş ve hediye çeki olayı tamamen ortadan kalkmış, sağolsun kızlar onuda hallettiler. Kendilerine çok teşekkür ederim tekrardan. 

Hangi kitapları aldığıma bakalım istiyorum. Böylece ilk izlenim yapmış oluruz. Öncelikle babilin baloncuklu poşet ile gayet korunaklı bir şekilde gönderdiğini söylemeliyim. Bir not defteri ve iki ayraçta eklenmişti siparişe. Aras kargo ile 2 günde İstanbuldan Vana geldi. 

Fotoğraflar için kusura bakmayın lütfen. Bahçede çekeyim dedim. Ve bir türlü istediğim gibi olmadı. Daha sonra da fırsat olmadı ne yazık ki.



Stefan Zweig'in daha önce satranç kitabını okumuştum. Karakterlerinin özellikleri ve yaptığı psikolojik tahlilleri beğeniyorum. Bu kitabında ise tek taraflı bir aşkı anlatıyor. Bir kadının saplantılı ve güzel aşkını okuyacağız :))


Yine bir Zweig eseri. Duyarsızlıktan hislerin yeniden doğumuna uzanan bir öykü.


 İran edebiyatından bir eser hâlâ İran'da yasaklı diye biliyorum. Okuyanlar tarafından anlam içinde anlamlar barındıran bir kitap olduğunu söylüyorlar. İran edebiyatını ve sinemasını çok seviyorum zaten. Köklerim oradan geldiği için sihirli bir tarafı olduğunu hissediyorum. Ama bazı taraflarını pek sevdiğim söylenemez. 


Kafkanın en bilinen öyküsü. Kafka kafası denilen birşey var. Bir adam bir böceğe dönüşüyor diyeyim anlayın :)


Aragon bu kitap için "dünyanın en güzel aşk hikayesi" demiş. Zaten Aytmatov'un kalemi malumunuz.


Kitap kendine çekti her nedense. Okuduğum yorumlarda babacan bir üslupla yazıldığını söyleniyor. Gençler için muvaffak olmanın yollarını öğütlerle yazıyor.


Wolf'u severim. Ancak henüz bu yayın evinin çevirisini sevecek miyim? emin değilim. Tamamen fiyatına aldandım.

Zaten çok bilinen kitaplar şimdi kadar okumadın mı? Diyeceksiniz kimisine fırsatım olmadı. Kimisini kütüphanemde görmek istedim. Kimisini bir küçük boyum kardeşime de okutmak için seçtim. Geç olması güç olmamasından iyidir. 

Kızlara tekrar çok teşekkür ediyorum. İlerleyen günlerde okuduklarımın yorumunu  paylaşacağım inşallah.

Sağlıcakla kalın. Hayırlı akşamlar...
Aslıhan 

devamını oku
PAYLAŞ:

25 Nis 2017

1984 - GEORGE ORWELL




°
SAVAŞ BARIŞTIR
HÜRRİYET ESARETTİR
CEHALET KUVVETTİR.
°


Merhaba arkadaşlar. Nasılsınız bakalım bugün. Hayat nasıl gidiyor? Uzun bir aradan sonra,oldukça gergin günlerde geri dönmek tam benlik bir hareket değil mi :) Bugün 1984 kitabını konuşalım istedim.Gerçi okumayan sadece ben kalmıştım herkesin okuduğu bir kitabı yorumlamak ne derece gerekli bilemiyorum.Okuması zordu.Zaten şuan yorumlaması da çok zor.Açıkçası yazacaklarımı bir araya getiremiyorum bile.Taslaklarda yatım duruyordu bu yazı.Kafama estikçe yazmaya devam ettim.

Kitap distopik bir başyapıt. Öyle ki Liberallerin kuranı deniyor bazı kişilerce. Herkesin çok beğendiği bu kitabı sevmemekten korktum açıkçası.Ya 1984 şişirilmiş bir balonsa diye düşündüm.Hele Winston'un Julia'ya tecavüz etme düşüncesini okuduğum kısım beni dehşete düşürmüştü.Bu kitabı nasıl sevebilirler diye düşündüm.

Bir zamanların bilim kurgu romanı ancak günümüzün bir nevi gerçeği haline gelmiş.Tamamen aynısı değil ama büyük benzerliğin olduğunu kimse inkar edemez. Ancak Orwell bu kitabı 1947-1948 yılları arasında yazdı. Peki öngörüsü nasıl gerçeğe dönüştü? İddiaya göre bağlı bulunduğu sosyalist çevrelerden ilham almıştı. Komünizm ve faşizmde bozukluklar olduğunu,merkezi bir ekonominin doğuracağı sonuçları ve önlemler alınmazsa  diktatörlükvari bir yönetim olan totalitarizmin hakim olacağını düşünür ve buna göre ütopik bir geleceği yazar.

Kitaba göre Totaliter bir merkezi tek partinin yönetiminde korku, propaganda ve beyin yıkama ile halk ve hayatı manipüle edilmektedir. Yeni dünyada tüm dünya 3 ülke arasında bölünmüştür.Ve en büyük ülke Okyanusyadır. Okyanusyada ingsos-arıdil konuşulur. Arıdil herşeyi olabilecek en basit şekilde anlatabilecek kadar kısıtanmış ingilizcedir ve hemen hemen her kelimenin çift anlamı vardır. Bunun sebebi suçu ifade edecek olan kelimeler ortadan kalkınca suç işlenemeyeceği düşüncesidir. Büyük Birader-Abi her zaman seni gözetler bunu hem alıcı hem verici olan herkesin evine almak zorunda olduğu Tele-ekran ile yapar.Ve iç parti üyeleri dışında kimse tele-ekranı kapatamaz.Ki uykuda bile-dolayısıyla bilinçaltında muhalefet farkedilebilsin. Hergün 2 dakikalık nefret yapılmak zorundadır. Duygusal ilişki yasaktır.Evlenmek ve çocuk yapmak sadece partiye yeni üyeler kazandırmak içindir.Kitaplar partinin yönetimindedir ve bazı düşünürler haricinde diğerlerinin bir önemi kalmamıştır. 

Kimileri bunu hükümete benzetiyor.Mutlaka hükümetlere benzer yanları var.Ama bilmem asıl benzerlik dikkatinizi çekti mi? Fetö cemaat içinde benzer daha küçük ölçekli bir yapıya sahipti.Totaliterizmi ve tehlikesinin boyutlarını ,Bu tür yapıların yaptıklarının hiçte küçük şeyler olmadıklarını hepsinin sistemli bir döngü olduğunu anlamanız için okumanızı isterim.

Ben sıkıcı anlattığımı biliyorum ancak her yorum kişinin kendi birikimi ile şekillenir.Sizler oldukça farklı düşünceler ile okumuş yada okuyacak olabilirsiniz.Kitap oldukça kolay okunuyor.Okurken hayal ettiriyor.Ardından düşünmeyi sorgulamayı sağlıyor. Yukarıda yazdığım örnekteki tek bir kısım dışında çok çok beğendiiğim bir kitap oldu. Okuyanlar veya bu yazıdan sonra okuyacaklar varsa yorumlarınızı mutlaka bekliyorum iyi günler.


Not: Bundan sonra kitap yorumlarımın sonuna kitap puanı koyacağım.Anlamlarını sağ tarafta okuyabilirsiniz :)









devamını oku
PAYLAŞ:

12 Oca 2017

ARADAKİ NEHİR- NGUGİ WA THİONG'O

🎵Ayub Ogada - Kothbiro



Merhaba arkadaşlar. Nasılsınız bakalım bu akşam. Hayat nasıl gidiyor?  Merak ediyorum ama siz hep bu sorularımı es geçiyorsunuz farkındayım. Geçmeyin efendim lütfen bunları da cevaplayın :) 


°

Vadide durduğunuzda, iki dağ sırası, yaşamın ortak kaynağıyla birleşmiş uyuyan aslanlar olmaktan çıkıp iki hasım olurlardı... Bu ıssız bölgenin liderliği için girişilecek bir ölüm kalım mücadelesine hazır bekleyen iki rakip gibi.


Afrika edebiyatının en önemli isimlerinden, 2014 Nobel Edebiyat Ödülü adayı Kenyalı yazar Thiong’o’nun çarpıcı romanlarından biri olan Aradaki Nehir, Kenya’nın dağ köylerinde yaşayan Gikuyu insanlarının hikâyesini anlatıyor. Beyaz adamın Kenya’ya yerleştiği ilk zamanlarda geçen hikâye sömürge döneminin başlangıcına ayna tutan tarihsel bir dokuya da sahip. Beyaz yerleşimcilerle birlikte gelen çelişkilerin, iki din, iki tepe, iki farklı yaşam savaşı arasında kalan Gikuyu halkını birleştirmeye çalışan genç Waiyaki’nin öyküsünü aktaran roman, yazarın diğer eserleri gibi Kenya’nın tarihine ışık tutarken, çarpıcı ve derin bir kurgu ve dille okurda kuvvetli bir etki yaratmayı da başarıyor.
°

Yine bir kitap yorumu ile karşınızdayım. Aradaki Nehir kitabını geçen ay kitap grubumuzda okuduk ve yorumladık. Birde sizlerle değerlendirmek istedim. Arada bir farklı ülke edebiyatlarına yönelmek güzel oluyor. Böylece hayata açılan bir çok pencereniz oluyor. 

Yazar hala kadın sünneti adetini sürdüren Kenya’nın en büyük kabilelerinden gikuyu kabilesine mensup. Zaten kitapta bu konudan ilerliyor. Aslında 20.000den fazla insanın öldüğü mau mau ayaklanmasının üzücü bir yorumu da diyebiliriz. 

Kitabın adı, kameno ve makuyu dağlarının arasından geçen ve hiç kurumadan akan honia nehrinden geliyor. Bu iki dağ ve nehir yanılmıyorsam kitap için kurgulanan yerler.  Bir dağ atalarının adetlerini yerine getiren saf yerli hayatını sürdürenleri - chege- sembole ederken, diğer dağ İngiliz sömürgecilerini ve onlara uyup din değiştirenlerin - joshua- sembole ediyor. Peki ya Nehir? Müsaade ederseniz kitabın ana karakterini tanıtayım o zaman anlayacaksınız.

Ana karakterimiz Waiyaki  namıdiğer hoca. Bütün kitap onun üzerinden ilerliyor ama son derece akıcı bir şekilde. Onun çocukluğunda ingilizler gelmeye başlamış. Önce karşı tarafa yerleşmiş, okul ve hastane açmış misyonerlik faaliyetlerine hoşgörülü bir şekilde başlamışlardır. Waiyaki’nin babası Chege kahin kökenli olduğu için gelecek hakkında bilgi sahibidir ve endişelidir. Ve oğluna bir kehanet ve görev bırakır. Olaylarda burada başlıyor.

Waiyaki misyonerlerin ilimini almak için onların okuluna başlar. Babası ona ilim ve sırlarını almasını ama onların ahlaksızlığını almaması gerektiğini öğütler - tanıdık geldi mi? -

Diğer tarafta Joshua vardır. Din değiştirenlerin ilki. Arada geriye dönenler olsa da Joshua beyaz adamın dinine olan bağlılığını asla kaybetmez. Zaman zaman kabilesinin çoklu kadın alma gibi adetlerine öykünsede onların yanacağı gün kendisinin kurtulacağını düşündükçe bağlılığı artar. En büyük hedefi iyi birer Hristiyan olarak yetiştirdiği ailesi ile vaad edilmiş topraklara gitmektir.

Ancak her iki tarafında planlarını bozan bir şey olur. Joshuanın ikiz kızlarından biri sünnet olmaya karar verir. Hem kabile kadını hem iyi bir Hristiyan olacaktır. Ama işler planladığı gibi gitmez. Waiyaki yıllar sonra benzer bir yolu seçmeye çalıştığı, aradaki Nehir olmaya çalıştığı zaman olduğu gibi...
Spoiler vermek imkansız olduğu için daha fazla anlatmak istemiyorum. Zaten kısa,  çok akıcı ve merak uyandırıcı bir kitap. Daha fazla anlatırsam özet olacak.

Sadede gelecek olursam ben kitabı beğendim. Yeni bir kültürü sıkılmadan tanımak hoşuma gitti. İçinde aşkda vardı, entrika da ama ince ince dokunmuştu. Ama sonu hakkında bir şey söylemek istiyorum. Sonuna büyük beklentiler ile vardım. Ama vardığımla kaldım. Sonu ne yazık ki havada kalmış... Ama ayaklanma ile ilgili olduğunu öğrenince sonunu ben tahmin edebiliyorum.

Benim yorumlarım böyleydi. Okuyan var mı? Eğer okuduysan sen beğendin mi? Okumayanlar ne düşünüyor? Yorumlarınızı bekliyorum :) 




devamını oku
PAYLAŞ:

18 Eki 2016

ÇİZGİLİ PİJAMALI ÇOCUK - JOHN BOYNE



"Bu kitabı okumaya başladığınızda, Bruno adında dokuz yaşındaki bir çocukla bir yolculuğa çıkacaksınız (ama bu kitap dokuz yaşındakilere için değil). Ve er geç Bruno ile birlikte bir tel örgüye varacaksınız. Böyle tel örgüler dünyanın dört bir yanında var. Umarız asla rastlamak zorunda kalmazsınız."*

Bruno, Almanya'nın Berlin kentinde "Umutsuz Vaka" olarak nitelendirdiği on iki yaşındaki ablası, annesi ve bir Nazi subayı olan babasıyla beş katlı bir evde yaşayan dokuz yaşındaki bir çocuktur.

Bir gün Fury(Hitler)  Bruno'ların evine akşam yemeğine gelir. Anne ve babası çok heyecanlıdır, çünkü görünüşe göre Fury önemli biridir. O akşam yemeğinden sonra Bruno babasının işinde terfi ettiğini, bu yüzden Out-with (Auschwitz) denen bir yere taşınacaklarını öğrenir. Buna çok üzülür, çünkü oturdukları çevreyi ve arkadaşlarını çok sevmektedir.

Out-with'e taşıdıklarında, eve birçok asker girip çıkmaya başlar. Bruno bundan oldukça rahatsız olmaktadır çünkü askerleri hiçbir zaman sevmemiştir. Her gün bir öğretmen evlerine gelmekte, ablası ve Bruno'ya bazı dersler vermektedir. Öğretmenleri tarih dersine önem verse ve sanat ile okumayı zaman kaybı olarak görse de, Bruno macera kitapları okumayı çok sevmekte ve tarihten nefret etmektedir. Fakat ablası öğretmenleri ve yaşadıkları yerin de etkisiyle, tam bir Naziye dönüşmektedir. Bruno çok yalnızdır, evlerinin çevresinde bir tek ev bile yoktur ancak bahçenin etrafındaki tel örgütlerin ardında hepsi birbirinin aynı çizgili pijamaları giyen binlerce adam ve çocuk vardır. Bruno tüm bunları odasındaki pencereden görmüştür.

Bruno bir gün, okuduğu macera kitaplarının da etkisiyle bahçede bir keşif gezisine çıkmaya karar verir. Tel örgülerin yanı boyunca epey bir yol aldıktan sonra, örgünün diğer tarafında yere çökmüş oturan çizgili pijamalı ve kafası tıraş edilmiş bir çocuk görür. Çocuk çok zayıf ve hayli üzgün görünüşlüdür. Bruno da tel örgülerin kendi tarafına aynı diğer çocuk gibi oturur ve çocukla sohbet etmeye başlarlar. Çocuğun adının Schmuel olduğunu öğrenir. Kısa bir süre sonra Bruno'nun her öğleden sonra tel örgü boyunca yürüyüp yere oturarak Schmuel ile sohbet etmesi bir rutine dönüşmüş, ikisi çok iyi iki arkadaş olmuşlardır. Bazen mutfaktan alıp cebine sıkıştırdığı yiyecekleri Schmuel'e götürmektedir, çocuğun yüzündeki mutluluğu gördükçe kendi de mutlu olmaktadır. Bruno Out-With'e taşınmadan önceki en iyi arkadaşlarını artık o kadar da özlemiyor, hatta isimlerini bile hatırlayamıyordur. Artık en iyi ve tek arkadaşı Schmuel dir.

Zaman geçtikçe çevrelerinde askerlerden başka hiç kimse bulunmadığından yakınmaya başlayan ve böyle bir çevrede iki çocuk yetiştirilemeyeceğini söyleyen Bruno'nun annesi, babasına Berlin'e geri dönmek istediğini söyler. Babası ilk duyduğunda bunu kabul etmese de, sonraları bunun mantıklı bir fikir olduğunu, herkesin orada daha mutlu olduğunu kabul eder. Böylece yeniden taşınma hazırlıklarına başlarlar. Fakat ne var ki Bruno Berlin'e geri dönmeye o kadar da hevesli değildir. Schmuel'den ayrılmak istememektedir.

Taşınmadan bir gün önce, Bruno Schmuel'i görmeye gittiğinde, onu olduğundan daha da üzgün bir halde bulur. Söylediğine göre babası çalışmaya götürülmüş, sonra da geri dönmemiştir. Bunun üzerine Bruno'nun da o çizgili pijamalarla giyerek beraber Schmuel'in babasını aramalarına karar verirler. Fakat saatlerce araştırmalarına rağmen babasından bir iz bulamazlar. Tam Bruno'nun eve geri döneceği sırada askerler etraflarını sarar ve yürüyüşe götürüleceklerini söylerler. İkisinin de yürüyüşün ne olduğu konusunda bir fikri yoktur. Fakat Bruno da Schmuel de o yürüyüşten bir daha geri dönmezler.**


E-kitap indirirken bu kitabı da indirdiğimin farkında değildim.Kütüphane'de dikkatimi çekince okumaya başladım.Kapağı Yahudi'lerin toplama kamplarına alındıklarında zorla giydirilen kıyafetler gibi yapılmış.Bir yandan çok sade diğer yandan yankı uyandırıcı yani.Çocuk kitabı-esasında pek  çocuk kitabı sayılmaz- olunca çabucak bitti.Kendisi ne kadar kısa olsa da etkisi bende uzun sürdü.Çünkü tevâfuk Serenad ile aynı dönemde okumuş bulundum. Aslına bakarsanız tevâfuklar devam etti.Kitap için fotoğraf çekerken bir baktım ki Hanzala'nın bulunduğu dergi de hemen kitabın yanı başında...Birinin kolunda ki işaret gün geliyor diğerinin sırtına saplanıyor...

Hanzala'da tıpkı Bruno ve  Schmuel gibi hep 10 yaşında kalacak. 

Aklım almıyor böylesine acı çekmiş bir toplum nasıl aynı acıları başka bir topluma çektirebilir ki. Bir kez daha farkına varalım Savaşlarda en büyük acıları hep çocuklar çekiyor. Onlara anne ve babasının hatta küçük kardeşinin ölüm nedenini açıklayamıyorsun.Onların temiz dimağları ve mantıkları bir insanı öldürmeyi kabul etmiyor.Açıkçası benim de kabul etmiyor.Bir insanı dini,dili,ırkı yüzünden öldürmek kendi üstün görmek hangi mantıkla kabul edilebilir ki...

Okumanızı kesinlikle öneriyorum. En büyük hayali kaşif olmak olan Bruno'yu seveceğinize eminim.Ama kitabın sonunda bu daha çok üzülmenizi sağlayacak şimdiden uyarayım. Kısa bir kitap olduğu için spoiler vermeden bilgi vermek zor ancak kesinlikle okumanıza değecek.

Ayrıca Kitap 2008'de sinema filmi'ne uyarlanmış.Büyük ilgi gören film unutulmaz filmler arasına girmiş.Ben henüz izlemedim ama bu yazıdan sonra izlemeyi düşünüyorum.İşte böyle dostlar...

Cumartesi görüşmek üzere...Sevgilerimle

Kaynak:glorrrybooks




*Arka Kapak Yazısı

devamını oku
PAYLAŞ:

13 Eki 2016

SERENAD - ZÜLFÜ LİVANELİ

♪ Franz Schubert - Serenade



Merhaba.Bugün nasılsınız? Henüz yazı günüm gelmedi ama bugün boş vaktim vardı ve bu kitabında kapağını kapağını kapatalım istedim.Ve bir Zülfü Livaneli kitabıyla daha karşınızdayım. Kitap hakkında yazmaya nasıl,nereden başlasam bilemiyorum. Açıkçası bir sür kafamın içinde hikayeleri toparlayamadım. ;Bu yüzden yorum ne kadar iyi olacak bilemiyorum.Hikayeler diyorum çünkü birden fazla üstü kapalı kalmış olay vardı.Tek tek açarak gittik sonuna. 

Öncelikle oldukça sürükleyici olmasına rağmen Zülfü Livaneli kitaplarından farklı bir üslupla yazılmış olduğunu söylemeliyim.Büyük ihtimalle bunun nedeni daha önce hayatında kitap yazmamış olan bir kadın karakterin ağzından yazılıyor olmasındandır. Karakterimiz Maya Duran 30'lu yaşlarında İstanbul Üniversitesinde halkla ilişkiler memuresi olarak çalışan boşanmış bir kadın ve bir annedir. Mayanın görevlerinden biri üniversiteye misafir olarak gelen hocalarla ilgilenmektir. Amerika'dan gelen Profesör Maximilian Wagner ile ilgilenmek de yine ona düşmüştür.Profesör Maximilian Wagner Yahudi soykırımı sırasında Türkiye sığınan alman hocalardan biridir.Aslında ari bir alman olan profesörün neden İstanbul'a kaçtığını daha sonra öğreniyoruz. Bununla beraber gizlenmiş,üstü örtülmüş dile getirilmemiş olayları da öğreniyoruz. Bunlardan biri olan Struma olayını  ben hiç duymamıştım.Patlatıldığını öğrendiğim an şaşkınlığımı hiç unutamayacağım.Birde bu olayın ardında bıraktığı-aslında kurgu olan-hüzünlü aşk hikayesini.

Maya çok yönlü bir karakter ve  neredeyse her konuya değiniyor kitapta.Bir kafenin popülerliğinde indirimlere,doğudan batıya şimdi ki aşklara ufak ufak  yorumlar yapıyor.Böyle karakterleri çok beğeniyorum.Sanki gerçekten bizim içimizde oturmuş yazıyor hissi veriyor bana.Ayrıca bana öyle geliyor ki biraz da Zülfü Livaneli'nin bu konuda ki görüşlerini okuduk.Kitabın En sevdiğim yönlerinden biri de hiç bir iktidarın iyi olmadığını belirtmesiydi.Bir çok yazarın Avrupayı çok medeni adeta sütten ak kaşık olarak çıkmış  olarak tanıttığını düşünürsek kitap bana açık sözlü geldi.Keza Yakın Türkiye geçmişine ve iktidarlara da değinmesi de öyle ama..

Çok tanınmış ve beğenilmiş kitapları eleştirmek kesinlikle istemiyorum ama değineceğim noktaları yazmadan geçemeyeceğim.Kitapta çok fazla tesadüf var.Bütün olayların Maya ile alakası olması İstihbarat servislerinin Maya ile görüşme çabaları,Mayanın istediği her bilgiyi Bürokrasiye takılmadan kolaylıkla bulması,Maya ve profesörün haberinin yapılması,Mayanın memure olmasına rağmen hiç parasızlık çekmemesi diğer bir kaç noktada biraz inandırıcılığını kaybetmiş.Yazım üslubu dahi karakter için farklılaştırmışken bu tesadüfler biraz abartılı olmuş.Ayrıca Max'in Nadiayı bu kadar sevmesine rağmen nota konusunda Maya'nın bile kolaylıkla ulaştığı bilgiler ulaşamamasının  ve uğraşmamasının  altı doldurulmalıydı diye düşünüyorum.Öte yandan merak uyandıran bir noktası var.Kitaba veren "Serenade für Nadia" eserini çok merak ettim. Duymayı çok isterdim.

Maximilian Wagner için hayalimde canlanan yüz 

Benim yorumlarım böyleydi.Genel anlamda beğendiğim bir kitap oldu.Zülfü Livaneli kitapları okumaya devam edeceğim.Ve görüşlerime ne kadar katıldığınızı kestiremesem de kitap yorumlamaya devam edeceğim :)

Sevgilerle :)


devamını oku
PAYLAŞ:

25 Ağu 2016

KİTAP YORUMU || KARDEŞİMİN HİKAYESİ -ZÜLFÜ LİVANELİ


İnsan,Bir damla kan ve bin endişe
Şirazlı Sadi 


İlk defa bir Zülfü Livaneli kitabı okudum.Bitirdikten sonra keşke daha önce okusaymışım dedim.Kitap bir cinayet haberiyle başlıyor.Bir gece öncesinde misafir olduğu evin genç hanımı öldürülüyor. Olaylar bundan sonra başlıyor.İçerisine Ahmet beyi ve onun yaşamını da alarak devam ediyor.Kitap boyunca   katili tahmin etmeye çalışıyorsunuz. Ama sanırım hiç kimse kitap sonunu tahmin edemez.


Bir kitap düşünün içinde hem cinayet,hem psikoloji,hem aşk olsun.Kitabın kahramanı Ahmet Arslan ise çok tuhaf biri  Kendisi bir mühendis ve emekliliğinden sonra Karadenizin bir köyüne yerleşmiş.Profesör Kien* gibi  tüm evi kitaplarla dolu. Tıpkı bir kütüphane gibi onları konularına ayırması çok hoşuma gitti. Kitaplarda asıl aradığı anlattığı hislerini anlamak.Çünkü mühendis bey hissedemiyor.Odalarda az sayıda eşyaları da var.Mesela birinde sadece sevgili var.O kadar çok seviyor ki sevgiden öldürüyor.** Tıpkı takıntılı bir aşık gibi.

Kitabın konusu,dili ve insana kattığı bilgiler açısın ben çok beğendim.Bitirince şöyle bir kalacağınızı düşünüyorum.Kesinlikle Livaneli kitaplarını okumaya devam edeceğim. Hakkında daha fazla yazmak istesem de hem spoiler vermemek için hemde birbirine karıştırmadan yazmak zor olacağı için kısa kesiyorum ve son olarak kitabın epub uzantılı bir kopyası bende mevcut ancak telif hakları açısında soru olabileceği için buraya yükleyemiyorum.Ama isteyenleriniz olursa e-mailden gönderebilirim.

Keyifli Okumalar.
Sevgilerle

*Profesör Kien Elias Cannettinin Körleşme kitabının karakteri
**Kitabın bir bölümüne göndermedir.

devamını oku
PAYLAŞ:

25 Nis 2016

KİTAP YORUMU || SAMED BEHRENGİ - KÜÇÜK KARA BALIK

“Böyle amaçsızca yüzmekten bıktım usandım. Başka yerlerde neler olduğunu öğrenmek istiyorum. Bu düşünceleri kafama bir başkasının soktuğunu sanabilirsin, ama ben uzunca bir süredir kendim düşünüyorum bunları. Arkadaşlarımdan da bazı şeyler öğrendim elbette; örneğin, birçok balığın yaşlanınca, hayatta hiçbir şey yapmadık, hayatımızı boşa geçirdik, diye yakındıklarını biliyorum. Durmadan sızlanıp dururlar. Ben yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorum; durmadan aynı şeyleri yapmak, yaşlanana kadar başka bir şey yapmadan yaşamak olamaz; dünyada yaşamanın anlamı bundan daha fazla olmalı!”

Küçük Kara Balık bir öğretmen ve masalcının çocuklardan çok büyükler için yazdığı bir  masal kitabı.Yazarın en ünlü iki kitabından biri olan Küçük Kara Balık 12 Eylül Darbesi sürecinde Türkiye'de yasaklandığı gibi, halen İran'da da yasaklı kitaplar listesinde bulunuyor. 
Yazar Samed Behrengi  Azeri asıllı İranlı bir öğretmen. İran genelinde seyahatler  ile Fars ve Azeri halk kültürünü inceleyerek ,halkın dilinde dolaşan masalları derledi. Bunları derlemenin yanı sıra, çocuk öyküleri yazdı. Çocuklar için masal kitabı olarak görünse de özellikle İran ve dünya halkı için adalet, eşitlik, direnebilme,sorgulama gibi öğütlerde bulunan masallar yazdı. Zamanının Şah yönetimine karşı masal ve hikâyeler yazarak karşı koymaya çalışmış, başkaldırmıştır. Bu yüzden 28 yaşında Aras nehrinde ölü bulunduğunda kimse yüzerken boğulduğuna inanmamış, bu yüzden suikasta uğradığı düşünüldü.
Uzun bir kış gecesinde bir balık,denizin dibinde,sayıları on iki bin taneyi bulan çocuklarına ve torunlarına bir masal anlatmayaya başlar.Küçük kara balığın masalıdır bu.

               
Küçük kara balık
.Küçük kara balık annesiyle beraber denizin dibinde üstü yosun tutmuş bir kayanın altında yaşarmış.Bu kayanın altında yatarken ay ışığını görmeyi çok ister ama bir türlü göremezmiş. Sabah erken saatlerden akşam güneş batana kadar annesiyle birlikte yüzer başka bir şey yapmazlarmış.Annesinin binlerce yumurtasının arasından tek sağ kalan o olduğu için  annesi küçük kara balığa çok bağlıymış

Küçük kara balık düşüncelere dalmaya ve içine kapanmaya başladığında hasta olduğunu düşünmüş annesi,nasılsa yakında iyileşir diye düşünmüş.Halbuki küçük kara balık  bütün gün yüzüp durmaktan sıkılmış ve bulundukları derenin sonunu merak edermiş.Bir sabah  erkenden annesini uyandırmış.

-Buralardan gitmeliyim 

demiş annesine.Bundan sonrasında küçük kara balığın maceralarına ortak oluyor onunla beraber derenin sonuna,ırmağa ve denize varıyoruz.Bu yolda annesinden başlayarak bir çok engelle karşılaşıyor. Güneşin ışıklarıyla güçleniyoruz.Küçük kara balığın sonunu öğrenemiyoruz belki ama onun yolundan gidecek küçük kırmızı bir balıkla bitiyor masal.Küçük kara balık zeki ve bilmiş ve bazen ukala bir balık.Söylediği cümleler sizi gülümsetiyor.Çünkü küçük sıfatı olunca insan bu kadar büyük cümleler beklemiyor.

Zaten kısacık olduğu için daha fazla bir yazamam.Ama değinmek istediğim bir kaç detay var.Masal olmasına karşın içinde balıkların birleşerek bir salyangozu öldürmesi,küçük kara balığın hançerle dolaşması ve onunla pelikanın kesesini yırtması ve bir balıkçılı öldürmesi gibi içeriklerin bulunması çocuklar için pek uygun gelmedi bana.Öldürmek eylemini rahatça kullanması rahatsız etti..Belki de bizim algılarımız buna açık olduğu için bana öyle gelmiştir.Ama yinede en azından ilk okul beklenmeli küçük kara balıkla tanışmaları için.Kendiniz için ise en az bir defa okunması kanaatindeyim.İnce bir kitap zaten.Ben A101'den yazarın diğer popüler kitabı 'Bir Şeftali Bin Şeftali' ile birleşik bir şekilde almıştım.Ancak hemen hemen her yayın evinde bulunan kitabı e-kitap olarak da okuyabilirsiniz.Birde YouTube'dan seslendirilmiş halini de paylaşıyorum Böylece sesli halini de dinleyebilirsiniz.

   



devamını oku
PAYLAŞ:

23 Nis 2016

Kitap Yorumu || Gabriel García Márquez - Kırmızı Pazartesi

"Beni öldürdüler,Wene Hala"
Kırmızı Pazartesi
Kolimbiyalıların dediği gibi Gabo'nun kendisinin de "en iyi yazdığım kitabım" dediği Kırmızı Pazartesi işleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsü.  1982 Nobel Edebiyat Ödülü alan roman bütün dünyada Márquez'in diğer kitapları gibi yankı uyandırmış.Yıllar öncesinden gerçek bir olayı öyküleştirerek aktarıyor.

Santiago Nasar Güney Amerika'ya son yerleşen  Arap ailelerinden birine mensup.Yakışıklı,çapkın,zeki ve bulunduğu kasaba da oldukça sevilen ,yine de hizmetçisi Divina Flor'u taciz edecek karekterde biri.Öldürüldüğü gün herkes öldürüleceğini biliyor ama engel olmuyor.Açıkçası çoğu insan bunun doğru olabileceğini bile düşünmüyor.Yazarımız da bu cinayetin arka planını araştıran Santiago'nun en yakın arkadaşı ve  onun açısından bakıyoruz.

Santiago bir namus cinayetine kurban gidiyor.Cinayetin bir gece öncesinde gelin olan  Angela Vicario baba evine geri gönderiliyor.Ve bir isim veriyor "Santiago Nasar".Ancak roman boyunca bu gönül ilişkisine ait hiç bir iz bulunamıyor. Angela Vicario'nun Santiago zengin ve güçlü biri olduğundan öldürülemeyeceğini düşündüğü için o ismi verdiğini düşünüyorum.Ancak başka bir isimde bulunamıyor.

Aslında cinayeti işleyen  Angelanın kardeşleri kasap olan ikizler Pablo ve Pedro cinayeti işlememek için bütün kasabaya Santiagoyu öldüreceklerini söylüyorlar.Belediye başkanı piskopos geleceği  için ellerinden bıçaklarını alıyor ve başından savıyor.Peder ne yapabileceğini bilemiyor zaten kasaba halkı gibi pek de inanmıyor. Herkesin haber vermemek için bir nedeni var.Santiago tıpkı masum biri gibi hiç bir tedbir almıyor.Psikopusun görmeye gideceği için silahını almıyor yanına,O gün diğer günlerin aksine ön kapıdan çıkıyor.Bunun dışında romanda dikkat çeken rastlantılar var. Nasıl olduysa onu uyaran mektubu göremiyor ve cinayetten çok sonraya kadar da kimse görmüyor.Santiago'nun annesi Plácida Linero.O gün hizmetçi oğlunun odasında olduğu söyleyince evin dış kapısını katiller girmesin diye kapatıyor.Ancak can havliyle eve doğru koşan oğlunu göremiyor.Roman boyunca Santiago'yu adım adım ölüme götüren rastlantıları okuyoruz. Bana göre hizmetçiler(Divina ve annesi) asıl katillerdi.Hizmetçi Victoria Guzmán Santiagonun babasının metresliğinden sonra hizmetçisi olduğu için Nasarlardan nefret ediyor. Divinanında aynı durumda kalacağını düşünüyor. 

 Çok çok etkileyici bir kitaptı.Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.Her detayda gizem ve ölümü hissediyorsunuz.Cinayeti sizde bilmenize rağmen son bölüme kadar tamamen oturtamıyorsunuz kafanızda. Ama kapağını kapattığımda ise her şey gözümde öylesine canlanmıştı ki film olsa nasıl olurdu diye düşündüm.Ki zaten filmi varmış.1987 yapımı olan filmde Santiagoyu Anthony Delon canlandırıyor.  Bazı erkekler yaş aldıkça güzelleşiyor diyelim :)

Anthony Delon


Aslında spoiler vermek istemem ancak cinayetin işleneceğini romanın başından itibaren yazdığı için bir kaç bilgiyi aktarmanın zararı olmaz diye düşündüm.Sizler okudunuz mu ? Düşünceleriniz nasıl ?


devamını oku
PAYLAŞ:

4 Mar 2016

Kitap Yorumu || Satranç- Stefan Zweig

Ross Daly - Hatif

Merhabalar.Bu yazıya nasıl zorlukla başladığımı bilemezsiniz.Zaten bu aralar hiç bir şey yapmaya mecalim yok.Geçenlerde annemin uzun iteklemeleri sonucunda göz doktoruna gittim.Üniversite hastanesinden nefret ediyorum.Hasta kalabalığı,yeni asistan doktorun egosu,egosu ile birlikte iki birde hocasına sormaya gidip gidip gelmesi sinirimi bozdu.Evet Van'da hocaları ile birlikte  bakmıyorlar. Velhasılıkelam 2 ve 1 olan göz numaram 2,5 ve 1,75'e yükselmiş.Miyopla birlikte astigmat da olunca nasıl gördüğümü varın siz düşünün.Göz arkasına bakmak için göz bebeği büyüten bir damla döktüler ve daha da kötü oldum. Allah'tan klavyeyi ezbere biliyorum.Üstüne babam ya telefondan,bilgisayar ya kitaptan diyerek sürekli bir laf sokuyor.Ne yapabilirim ki hayatımdan ikisini de uzaklaştırmam ki.Neyse kitabımıza geçelim.


Tabii kitaplar da tembelliğimden nasiplerini aldılar.Son derece ince ve akıcı olmasına rağmen satranç elimde süründü.Hastane'de bitirdim kendisini.Bu arada insanlar kitap okuyan insanları izlemeyi seviyorlar bunu daha iyi anladım.

Amerika'dan Arjantin'e giden bir gemi içerisinde bir dizi satranç maçının siyah ve beyaz tarafının öyküsünü anlatıyor.Taraflardan biri dünya satranç şampiyonu Czentovic diğeri ize Naziler tarafından esir alınan liseden beri satranç taşlarına elini vurmayan  avukat Dr. BCzentovic etrafı tarafından düşünmekten yoksun bir adam olarak tanımlanıyor.Kör oyunu bir türlü beceremiyor.Buna rağmen bir satranç dehası.Ve bu yolculuk boyunca asla bedava oynamıyor.  Anlatıcı kahramanımız arkadaşlarıyla birlikte  Czentovic ile toplu bir maç yapıyor.Sıradaki hamleyi düşünürken gizemli bir adam onlara yardım ediyor ve maç berabere bitiyor.Bu gizemli oyuncu Dr.B. Ve uzun yıllar boyunca sadece kör oyun oynamış bir esir.Anlatıcı onu ikna etmeye çalışırken hikayesini öğreniyoruz.Dr B. bana biraz beni anımsattı. Yalnızlığın cehenneminde kavrulmuş ilk bulduğu şeye tutunmuş bir "satranç" kitabına.. 

 Stefan Zweig  karakter analizleri anlatım şekli ile muhteşem bir iş çıkarmış. Ayrıca kendsinin biyografisini okuduğum ilginç bir  nokta gördüm ve sizinle paylaşmak istiyorum. Avrupa’nın içine düştüğü durumdan duyduğu üzüntü ve yaşamındaki düş kırıklıkları nedeniyle 22 Şubat 1942'de Rio de Janeiro'da, karısı Lotte ile birlikte intihar etmiş. Buna Hitler’in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra, kendi dünyasının asla bir daha varolmayacağı düşüncesi neden olmuş.

Burada bahsettiğim siteden emanet almıştım kitabı.Sizlerde ücretsiz olarak faydalanabilirsiniz.Şimdi hem bir tane alıp kütüphaneme katmayı hemde ilk olsa da son Zweig kitabım olmayacağını düşünüyorum.

Sevgilerle...

devamını oku
PAYLAŞ:

31 Oca 2016

PAZAR 6’LISI : BENİ HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATAN 6 KİTAP



Merhaba sevgili Şule Uzundere'de gördüm bu paylaşımı. Her pazar belli bir çerçevede 6 kitabı paylaşıyorsunuz anladığım kadarıyla.Pazar listelerine ise Esseve Rin'den öğrenebilirsiniz.Gelelim beni hayal kırıklığına uğratan altılıya;

ROBİN SHARMA - FERRASİ'Nİ SATAN BİLGE

Ben lisedeyken çok popülerdi bir anda herkes okudu,herkes anlatmaya başladı.Açıkçası çok büyük beklentilerle başladım ama hiç beklediğim gibi çıkmadı.Zaten kişisel gelişim kitaplarını pek sevmem ve gereksiz abartıldıklarını düşünürüm.Hediye bir kitap olduğu için hatırası var ve hep kütüphanemde duracak :)

ENDER HALUK DERİNCE - MANOLYA KOKULU HİKAYELER


Bu kitap Şule ablanın hediyesiydi o yüzden özel bir kitap.Kapağı ve kokusu çok hoşuma gitmişti ancak içeriği için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.Daha önce mutlaka okumuş olabileceğiniz kısa kısa hikayelerden oluşuyor.Elinizde e -kitap olarak varsa almanızı önermem.

devamını oku
PAYLAŞ:

13 Mar 2015

Son Zamanlarda ; Kitap-Alışveriş

Merhaba canlarım 
Öncelikle cumanız hayırlı olsun.Bu hafta pek bir yoğundum okul-ev biriken işler yaptığım alışverişler ve doğum günüm :)
Gelelim alışverişlere

Bir kaç gün önce  Seyhan'dan Hayata Dair Güzelliklerden kazandığım çekilişin hediyesi.Yanındaki kese kitapla beraber geldi.Zannedersem lavanta kesesi ve mis gibi kokuyor.Okuduktan sonra yorumunu okuyacaksınız :)


Geçen hafta Kitapyurdundan 10 tl kitap 1 tl kargo kampanyası ile aldım. Sahaflardan da alsam aynı fiyata gelecekti ve sahafta sıfır kitap fiyatları bu kadar uygun değil.Özellikle şu bir çift içli gözün baktığı "Yedi Güzel Adam" kütüphanemde yoktu.Aldığıma çok sevindim.


devamını oku
PAYLAŞ:

9 Mar 2015

Çekiliş Kazandım!!

Sabah mailimi açınca beni çok mutlu eden bir emaille karşılaştım

-Seyhan'dan mailiniz var :)

Seyhan'dan Hayata Dair Güzellikler blogunun tatlı sahibesi Seyhan bir kitap çekilişi düzenlemişti.Kazanana Deniz Feneri Koyu kitabını hediye edecekti ve bilin bakalım bu harika kitabı kim kazandı

Ben!!


Hem hediyenin kitap oluşu hem hediyeleşmeye bayılmam hemde doğum günüme çok yakın bir tarih olması beni çok sevindirdi.-Hem sözcüğünü en çok kullanan blogger benim galiba-İşte o güzel kitap

Teşekkürler Seyhan Teşekkür Arkadya :))


dip not:İnşallah Okuduktan sonra yorumunu yazacağım

devamını oku
PAYLAŞ:

28 Kas 2014

Çatkapı/Esra Gün




Çat Kapı

Hayatın onlara seçtiği oyun, asla kolay olmayacaktı.

Geçmişin kapanmamış hazin yaraları ve geleceğin tuhaf sürprizleri arasında sıkışıp kalmış, gencecik bir kız. Tuana Kayıkçı...
Yaşamın sürprizlerinden habersiz, mahalle arasında rastgele vurduğu topla, hayatının golünü değil ama geleceğinin en büyük altın vuruşunu on ikiden yapabilir mi? 

Gençliğin zirvesinde, yüreği sırlarla dolu, geçmişi yaralı karizmatik bir serseri. Eşsiz gözlerinin koyusuna saklanmış kırgınlıkları… Hükmedici duruşuyla büyüleyen, sözleriyle yaralayan etkileyici bir hovarda. Yüzünün kusursuzluğunu, ruhunun huzursuzluğuna almamış bir dev… Bir sürü insanı yöneten ama giz dolu kalbini yönetemeyen despot bir CEO: İlker Harmanlıoğlu… 

Çevresindeki kadınlara karşı nefreti ve acımasızlığıyla ün salarak, hayatının kendi kontrolünde olduğunu zannederken, büyük bir yanılgı içine düşerek Tuana Kayıkçı’ya hükmetmek isterse. Geleceğini kendikalemiyle yazmaya çalışan Tuana. Kaderin yüreğine biçtiği senaryosunu değiştirmek isterse ve kocaman adam duruşunda saklı kalmış çocuk yüreğiyle İlker Harmanlıoğlu’nun en temiz kalmış mabedine dokunursa. Sizce ne olur? 

Hiç ummadıkları bir anda, hayat tiyatro oyununa başvurunca, perdeler alkış sesiyle değil, hızla atan kalp ritmiyle açıldı… Ve iki genç, kendilerini sürpriz bir girişle, bu garip oyunun içinde buluverdi.SİTE:www.kitapyurdu.com

Mendirek yayınlarından çıkan -Çat kapı- kitabını tanıtmak istiyorum.Esra Gün benim çok sevdiğim bir ablam.Kalemi kadar güzel bir yüreği vardır kendisinin.Aslında ben kitabı henüz okumadım. Okuduktan sonra bu yazığı güncelleyeceğim. Neden okumadığıma gelirsek kendimce bir totem yaptım.Bu kitabı alacağım sonra ya Esra ablayla yüz yüze görüştüğümüzde imzalatacağım ve öyle okuyacağım.Yada merakıma yenileceğim zaman ona kitabı gönderip imzalatacağım :)bu kitabı okumasam da hikayelerinden biliyorum kaleminin gücünü favori yazarım kendisi :)

devamını oku
PAYLAŞ: