25 May 2017

HEDİYE GELDİ & İLK İZLENİM

1 yorum

Merhabalar efendim. Hayırlı akşamlar dilerim. Yazı yazmayı kelimeleri böyle yanyana dizmeyi ne çok özlemişim.

Bugün size çok sevindiğim bir hediyeyi paylaşmak istedim.  Çok çok uzun süre önce taa takvimler 2016 yılında iken bendeniz bir çekiliş kazanmıştım. Sevgili kız kardeşler Blogger dünyasının güzide hanımefendileri Esra ve Büşra kardeşler bana 30₺'lik babil.com hediye çeki hediye etmişlerdi. Şimdiye kadar kullanmak nasip olmamıştı. 

Tam kitaplara karar verdim ki meğerse babil el değiştirmiş ve hediye çeki olayı tamamen ortadan kalkmış, sağolsun kızlar onuda hallettiler. Kendilerine çok teşekkür ederim tekrardan. 

Hangi kitapları aldığıma bakalım istiyorum. Böylece ilk izlenim yapmış oluruz. Öncelikle babilin baloncuklu poşet ile gayet korunaklı bir şekilde gönderdiğini söylemeliyim. Bir not defteri ve iki ayraçta eklenmişti siparişe. Aras kargo ile 2 günde İstanbuldan Vana geldi. 

Fotoğraflar için kusura bakmayın lütfen. Bahçede çekeyim dedim. Ve bir türlü istediğim gibi olmadı. Daha sonra da fırsat olmadı ne yazık ki.



Stefan Zweig'in daha önce satranç kitabını okumuştum. Karakterlerinin özellikleri ve yaptığı psikolojik tahlilleri beğeniyorum. Bu kitabında ise tek taraflı bir aşkı anlatıyor. Bir kadının saplantılı ve güzel aşkını okuyacağız :))


Yine bir Zweig eseri. Duyarsızlıktan hislerin yeniden doğumuna uzanan bir öykü.


 İran edebiyatından bir eser hâlâ İran'da yasaklı diye biliyorum. Okuyanlar tarafından anlam içinde anlamlar barındıran bir kitap olduğunu söylüyorlar. İran edebiyatını ve sinemasını çok seviyorum zaten. Köklerim oradan geldiği için sihirli bir tarafı olduğunu hissediyorum. Ama bazı taraflarını pek sevdiğim söylenemez. 


Kafkanın en bilinen öyküsü. Kafka kafası denilen birşey var. Bir adam bir böceğe dönüşüyor diyeyim anlayın :)


Aragon bu kitap için "dünyanın en güzel aşk hikayesi" demiş. Zaten Aytmatov'un kalemi malumunuz.


Kitap kendine çekti her nedense. Okuduğum yorumlarda babacan bir üslupla yazıldığını söyleniyor. Gençler için muvaffak olmanın yollarını öğütlerle yazıyor.


Wolf'u severim. Ancak henüz bu yayın evinin çevirisini sevecek miyim? emin değilim. Tamamen fiyatına aldandım.

Zaten çok bilinen kitaplar şimdi kadar okumadın mı? Diyeceksiniz kimisine fırsatım olmadı. Kimisini kütüphanemde görmek istedim. Kimisini bir küçük boyum kardeşime de okutmak için seçtim. Geç olması güç olmamasından iyidir. 

Kızlara tekrar çok teşekkür ediyorum. İlerleyen günlerde okuduklarımın yorumunu  paylaşacağım inşallah.

Sağlıcakla kalın. Hayırlı akşamlar...
Aslıhan 

Devamını Oku>

16 May 2017

HAYAT

14 yorum
"Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.” demiş  John Lennon abimiz. Bu sözün doğruluğuna hep katılırdım ancak bir gün hayatımın özeti olabileceğini düşünmemiştim. 

Dayımı oldukça saf bulurdum. İyi niyetli, namazında niyazında, yıllar önce ayrıldığı nişanlısından sonra evliliğe olan isteği bitmiş bir adamdı. Kimsenin kalbini kırmaz, hak yemez hatta yemin bile etmezdi. 

Son yıllarda özellikle annemin ısrarları ile evlenmeyi planlıyordu. Ama bir türlü gönlüne yakışır birini bulamadı. 

Nihayetinde 10 gün evvel ben okula gitmek için evden çıktım. Sınavlardan önce konuları öğrenmek için gidiyordum. Öğleden sonra kütüphanede blog yazısı yazmayı planlıyordum. Yolda Esra'm ile konuştum. 2 gün önce bir rüya gördüm. Çok mutluyum. Sanırım gülümsemek gülmeyi çağırıyor dedim. Bundan sonra daha çok gülümsemeyi planlıyorum da demiştim... Onunla telefonu kapattım yüzümde yenilerini çağıracağını umduğum gülümseme vardı. 

Sadece 1 dakika sonra babaannem aradı. Dayım her cuma namazı için öncesinde banyoya girer. O günde girmiş. Fakat çıkamadı. 

Ağlayamadım. Birşeyler boğazımda kalmıştı sanki. Havada süzülüyor gibiydim nasıl olduğunu bilmeden  anneannemlere gittim. Annem duyduğu ilk andan itibaren 5 dk da bir bayılıyor sağlık ekibi sakinleştirici vurmuyordu. Mecburen her fenalaştığında yanında olmak için ağlayamadım. Zaten her gözüme yaş geldiğinde aklıma gelen bir ayet sayesinde durdum. 

innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn

Ama 3.günün sonunda ağladım. O dolulukla herkes durulmuşken kendim için ağladım. Dayımın çok fazla seveni vardı. Herkes ondan razıydı. Ben öyle olmadığım için ağladım. Ardımdan dua edenim olmayacak diye. Bu bile bencilliğin kanıtı değil mi?! 

Uzun lafın kısası hayatı planlamayın! Planlayarak yaşanmıyor. Yarın birgün sona erdiğinde ne yaşadıklarınızdan nre yaşadıklarınızdan pişman olmayacak şekilde yaşayın. İnanıyor musun bilmiyorum okuyucu ama eğer inanıyorsan bu söylediğime dini sorumluluklarında dahil.

Evet en nihayetinde kaderimizde yazılanı yaşıyoruz ama belkide bugün alacağın kararlarda kaderinde vardır olamaz mı? 

Sağlıcakla kalın... 

Devamını Oku>

25 Nis 2017

1984 - GEORGE ORWELL

2 yorum



°
SAVAŞ BARIŞTIR
HÜRRİYET ESARETTİR
CEHALET KUVVETTİR.
°


Merhaba arkadaşlar. Nasılsınız bakalım bugün. Hayat nasıl gidiyor? Uzun bir aradan sonra,oldukça gergin günlerde geri dönmek tam benlik bir hareket değil mi :) Bugün 1984 kitabını konuşalım istedim.Gerçi okumayan sadece ben kalmıştım herkesin okuduğu bir kitabı yorumlamak ne derece gerekli bilemiyorum.Okuması zordu.Zaten şuan yorumlaması da çok zor.Açıkçası yazacaklarımı bir araya getiremiyorum bile.Taslaklarda yatım duruyordu bu yazı.Kafama estikçe yazmaya devam ettim.

Kitap distopik bir başyapıt. Öyle ki Liberallerin kuranı deniyor bazı kişilerce. Herkesin çok beğendiği bu kitabı sevmemekten korktum açıkçası.Ya 1984 şişirilmiş bir balonsa diye düşündüm.Hele Winston'un Julia'ya tecavüz etme düşüncesini okuduğum kısım beni dehşete düşürmüştü.Bu kitabı nasıl sevebilirler diye düşündüm.

Bir zamanların bilim kurgu romanı ancak günümüzün bir nevi gerçeği haline gelmiş.Tamamen aynısı değil ama büyük benzerliğin olduğunu kimse inkar edemez. Ancak Orwell bu kitabı 1947-1948 yılları arasında yazdı. Peki öngörüsü nasıl gerçeğe dönüştü? İddiaya göre bağlı bulunduğu sosyalist çevrelerden ilham almıştı. Komünizm ve faşizmde bozukluklar olduğunu,merkezi bir ekonominin doğuracağı sonuçları ve önlemler alınmazsa  diktatörlükvari bir yönetim olan totalitarizmin hakim olacağını düşünür ve buna göre ütopik bir geleceği yazar.

Kitaba göre Totaliter bir merkezi tek partinin yönetiminde korku, propaganda ve beyin yıkama ile halk ve hayatı manipüle edilmektedir. Yeni dünyada tüm dünya 3 ülke arasında bölünmüştür.Ve en büyük ülke Okyanusyadır. Okyanusyada ingsos-arıdil konuşulur. Arıdil herşeyi olabilecek en basit şekilde anlatabilecek kadar kısıtanmış ingilizcedir ve hemen hemen her kelimenin çift anlamı vardır. Bunun sebebi suçu ifade edecek olan kelimeler ortadan kalkınca suç işlenemeyeceği düşüncesidir. Büyük Birader-Abi her zaman seni gözetler bunu hem alıcı hem verici olan herkesin evine almak zorunda olduğu Tele-ekran ile yapar.Ve iç parti üyeleri dışında kimse tele-ekranı kapatamaz.Ki uykuda bile-dolayısıyla bilinçaltında muhalefet farkedilebilsin. Hergün 2 dakikalık nefret yapılmak zorundadır. Duygusal ilişki yasaktır.Evlenmek ve çocuk yapmak sadece partiye yeni üyeler kazandırmak içindir.Kitaplar partinin yönetimindedir ve bazı düşünürler haricinde diğerlerinin bir önemi kalmamıştır. 

Kimileri bunu hükümete benzetiyor.Mutlaka hükümetlere benzer yanları var.Ama bilmem asıl benzerlik dikkatinizi çekti mi? Fetö cemaat içinde benzer daha küçük ölçekli bir yapıya sahipti.Totaliterizmi ve tehlikesinin boyutlarını ,Bu tür yapıların yaptıklarının hiçte küçük şeyler olmadıklarını hepsinin sistemli bir döngü olduğunu anlamanız için okumanızı isterim.

Ben sıkıcı anlattığımı biliyorum ancak her yorum kişinin kendi birikimi ile şekillenir.Sizler oldukça farklı düşünceler ile okumuş yada okuyacak olabilirsiniz.Kitap oldukça kolay okunuyor.Okurken hayal ettiriyor.Ardından düşünmeyi sorgulamayı sağlıyor. Yukarıda yazdığım örnekteki tek bir kısım dışında çok çok beğendiiğim bir kitap oldu. Okuyanlar veya bu yazıdan sonra okuyacaklar varsa yorumlarınızı mutlaka bekliyorum iyi günler.


Not: Bundan sonra kitap yorumlarımın sonuna kitap puanı koyacağım.Anlamlarını sağ tarafta okuyabilirsiniz :)









Devamını Oku>

18 Nis 2017

Fİ | iZLEMELİ Mİ?

22 yorum

Merhaba efendim.Bugün nasılsınız? Ben iyi sayılırım şu günlerin gerginliğini üzerimden atmaya çalışıyorum. İyi olacağım,olacağız inşAllah. Aslında bugün 1984 yorumu yazacaktım.Ama kitabın yorumu da kitap kadar zor olduğu için önümüzdeki yazılardan birinin konusu olacak. 

Onun yerine okuması da izlemesi de çok çok kolay olabilecek hatta çerez sayılabilecek bir konu seçtim: Fİ!

Akilah Azra Kohen'in çok satan üçlemesinin ilk kitabı olan Fi bugünlerde sadece internette-puhu tv'de- yayınlanmak üzere diziye uyarlandı.Her ay 3 bölüm şeklinde ilerleyen dizi 1 sezonda 13 bölüm olması planlanmış.Bu günlerde 4/5/6 bölümleri yine puhu tv üzerinden izlenebilir.

Dizinin PR'ı çok iyi yapılmıştı.Malum sözlüğün beğenmeme timi bile bu dizinin çok iyi olduğunu yabancı dizi seviyesinde olduğunu yazmışlardı. Herhalde ilk defa sansürsüz türk dizisi görmeleri bu yanılgıya düşmelerine neden oldu. Yanılgı dediysem kötü dizi demedim. Kesinlikle sürekli tekrara düşen,yarısının bakışmalarla geçen türk dizilerinden çok çok ileride ancak dünyaca ünlü dizi seviyesinde değil. Zaten bu konuda da ilk değiller.Canını sevdiğimin Leyla ile Mecnun'u yada Behzat Ç. bunu sansür varken hemde televizyonda yapmamışlar mıydı? 

İtiraf edeyim ilk kitabın bir kısmını okuyup sıkılınca bırakmıştım.Sürekli Can Manay'dan bahsediliyordu sanki. Çatlayan tohumlar metaforu iyi hoş ama bu tohumların çatlamasının yolu zenginlikten geçiyor bende bu kısmı sevemedim. Ayrıca yoğun cinsellik vardı ki bence okuyucuyu çekmek için kullanılmış. Açıkçası iyi bir kitap olduğunu düşünmüyorum. 

Entrika ✓

Aşk üçgeni-dörtgeni-beşgeni ✓

En fakirinin bile lüks yaşam yaşaması ✓

Sözde entelektüel karakterler ✓

Eee uzun bakışmalar ve sansürsüz olduğu için cinsellik sahneleri dışında bu bildiğin klasik türk dizisi. Dolayısıyla merak edene engel olmayayım. Ama ben izlemeyeceğim. Black mirrorun bir sezonunu izlememiştim onu buna yeğlerim. 

İllaki Türk dizisi izlemek istiyorsak eski Türk dizilerini ve baba candır gibi dizileri çok seviyorum. Size de öneririm. 




















Devamını Oku>