“Böyle amaçsızca yüzmekten bıktım usandım. Başka yerlerde neler olduğunu öğrenmek istiyorum. Bu düşünceleri kafama bir başkasının soktuğunu sanabilirsin, ama ben uzunca bir süredir kendim düşünüyorum bunları. Arkadaşlarımdan da bazı şeyler öğrendim elbette; örneğin, birçok balığın yaşlanınca, hayatta hiçbir şey yapmadık, hayatımızı boşa geçirdik, diye yakındıklarını biliyorum. Durmadan sızlanıp dururlar. Ben yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorum; durmadan aynı şeyleri yapmak, yaşlanana kadar başka bir şey yapmadan yaşamak olamaz; dünyada yaşamanın anlamı bundan daha fazla olmalı!”
Küçük Kara Balık bir öğretmen ve masalcının çocuklardan çok büyükler için yazdığı bir masal kitabı.Yazarın en ünlü iki kitabından biri olan Küçük Kara Balık 12 Eylül Darbesi sürecinde Türkiye'de yasaklandığı gibi, halen İran'da da yasaklı kitaplar listesinde bulunuyor.
Yazar Samed Behrengi Azeri asıllı İranlı bir öğretmen. İran genelinde seyahatler ile Fars ve Azeri halk kültürünü inceleyerek ,halkın dilinde dolaşan masalları derledi. Bunları derlemenin yanı sıra, çocuk öyküleri yazdı. Çocuklar için masal kitabı olarak görünse de özellikle İran ve dünya halkı için adalet, eşitlik, direnebilme,sorgulama gibi öğütlerde bulunan masallar yazdı. Zamanının Şah yönetimine karşı masal ve hikâyeler yazarak karşı koymaya çalışmış, başkaldırmıştır.Bu yüzden 28 yaşında Aras nehrinde ölü bulunduğunda kimse yüzerken boğulduğuna inanmamış, bu yüzden suikasta uğradığı düşünüldü.
Uzun bir kış gecesinde bir balık,denizin dibinde,sayıları on iki bin taneyi bulan çocuklarına ve torunlarına bir masal anlatmayaya başlar.Küçük kara balığın masalıdır bu.
Küçük kara balık
.Küçük kara balık annesiyle beraber denizin dibinde üstü yosun tutmuş bir kayanın altında yaşarmış.Bu kayanın altında yatarken ay ışığını görmeyi çok ister ama bir türlü göremezmiş. Sabah erken saatlerden akşam güneş batana kadar annesiyle birlikte yüzer başka bir şey yapmazlarmış.Annesinin binlerce yumurtasının arasından tek sağ kalan o olduğu için annesi küçük kara balığa çok bağlıymış
Küçük kara balık düşüncelere dalmaya ve içine kapanmaya başladığında hasta olduğunu düşünmüş annesi,nasılsa yakında iyileşir diye düşünmüş.Halbuki küçük kara balık bütün gün yüzüp durmaktan sıkılmış ve bulundukları derenin sonunu merak edermiş.Bir sabah erkenden annesini uyandırmış.
-Buralardan gitmeliyim
demiş annesine.Bundan sonrasında küçük kara balığın maceralarına ortak oluyor onunla beraber derenin sonuna,ırmağa ve denize varıyoruz.Bu yolda annesinden başlayarak bir çok engelle karşılaşıyor. Güneşin ışıklarıyla güçleniyoruz.Küçük kara balığın sonunu öğrenemiyoruz belki ama onun yolundan gidecek küçük kırmızı bir balıkla bitiyor masal.Küçük kara balık zeki ve bilmiş ve bazen ukala bir balık.Söylediği cümleler sizi gülümsetiyor.Çünkü küçük sıfatı olunca insan bu kadar büyük cümleler beklemiyor.
Zaten kısacık olduğu için daha fazla bir yazamam.Ama değinmek istediğim bir kaç detay var.Masal olmasına karşın içinde balıkların birleşerek bir salyangozu öldürmesi,küçük kara balığın hançerle dolaşması ve onunla pelikanın kesesini yırtması ve bir balıkçılı öldürmesi gibi içeriklerin bulunması çocuklar için pek uygun gelmedi bana.Öldürmek eylemini rahatça kullanması rahatsız etti..Belki de bizim algılarımız buna açık olduğu için bana öyle gelmiştir.Ama yinede en azından ilk okul beklenmeli küçük kara balıkla tanışmaları için.Kendiniz için ise en az bir defa okunması kanaatindeyim.İnce bir kitap zaten.Ben A101'den yazarın diğer popüler kitabı 'Bir Şeftali Bin Şeftali' ile birleşik bir şekilde almıştım.Ancak hemen hemen her yayın evinde bulunan kitabı e-kitap olarak da okuyabilirsiniz.Birde YouTube'dan seslendirilmiş halini de paylaşıyorum Böylece sesli halini de dinleyebilirsiniz.
“Böyle amaçsızca yüzmekten bıktım usandım. Başka yerlerde neler olduğunu öğrenmek istiyorum. Bu düşünceleri kafama bir başkasının soktuğunu sanabilirsin, ama ben uzunca bir süredir kendim düşünüyorum bunları. Arkadaşlarımdan da bazı şeyler öğrendim elbette; örneğin, birçok balığın yaşlanınca, hayatta hiçbir şey yapmadık, hayatımızı boşa geçirdik, diye yakındıklarını biliyorum. Durmadan sızlanıp...
Kolimbiyalıların dediği gibi Gabo'nun kendisinin de "en iyi yazdığım kitabım" dediği Kırmızı Pazartesi işleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsü. 1982 Nobel Edebiyat Ödülü alan roman bütün dünyada Márquez'in diğer kitapları gibi yankı uyandırmış.Yıllar öncesinden gerçek bir olayı öyküleştirerek aktarıyor.
Santiago Nasar Güney Amerika'ya son yerleşen Arap ailelerinden birine mensup.Yakışıklı,çapkın,zeki ve bulunduğu kasaba da oldukça sevilen ,yine de hizmetçisi Divina Flor'u taciz edecek karekterde biri.Öldürüldüğü gün herkes öldürüleceğini biliyor ama engel olmuyor.Açıkçası çoğu insan bunun doğru olabileceğini bile düşünmüyor.Yazarımız da bu cinayetin arka planını araştıran Santiago'nun en yakın arkadaşı ve onun açısından bakıyoruz.
Santiago bir namus cinayetine kurban gidiyor.Cinayetin bir gece öncesinde gelin olan Angela Vicario baba evine geri gönderiliyor.Ve bir isim veriyor "Santiago Nasar".Ancak roman boyunca bu gönül ilişkisine ait hiç bir iz bulunamıyor. Angela Vicario'nun Santiago zengin ve güçlü biri olduğundan öldürülemeyeceğini düşündüğü için o ismi verdiğini düşünüyorum.Ancak başka bir isimde bulunamıyor.
Aslında cinayeti işleyen Angelanın kardeşleri kasap olan ikizler Pablo ve Pedro cinayeti işlememek için bütün kasabaya Santiagoyu öldüreceklerini söylüyorlar.Belediye başkanı piskopos geleceği için ellerinden bıçaklarını alıyor ve başından savıyor.Peder ne yapabileceğini bilemiyor zaten kasaba halkı gibi pek de inanmıyor. Herkesin haber vermemek için bir nedeni var.Santiago tıpkı masum biri gibi hiç bir tedbir almıyor.Psikopusun görmeye gideceği için silahını almıyor yanına,O gün diğer günlerin aksine ön kapıdan çıkıyor.Bunun dışında romanda dikkat çeken rastlantılar var. Nasıl olduysa onu uyaran mektubu göremiyor ve cinayetten çok sonraya kadar da kimse görmüyor.Santiago'nun annesi Plácida Linero.O gün hizmetçi oğlunun odasında olduğu söyleyince evin dış kapısını katiller girmesin diye kapatıyor.Ancak can havliyle eve doğru koşan oğlunu göremiyor.Roman boyunca Santiago'yu adım adım ölüme götüren rastlantıları okuyoruz. Bana göre hizmetçiler(Divina ve annesi) asıl katillerdi.Hizmetçi Victoria Guzmán Santiagonun babasının metresliğinden sonra hizmetçisi olduğu için Nasarlardan nefret ediyor. Divinanında aynı durumda kalacağını düşünüyor.
Çok çok etkileyici bir kitaptı.Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.Her detayda gizem ve ölümü hissediyorsunuz.Cinayeti sizde bilmenize rağmen son bölüme kadar tamamen oturtamıyorsunuz kafanızda. Ama kapağını kapattığımda ise her şey gözümde öylesine canlanmıştı ki film olsa nasıl olurdu diye düşündüm.Ki zaten filmi varmış.1987 yapımı olan filmde Santiagoyu Anthony Delon canlandırıyor. Bazı erkekler yaş aldıkça güzelleşiyor diyelim :)
Anthony Delon
Aslında spoiler vermek istemem ancak cinayetin işleneceğini romanın başından itibaren yazdığı için bir kaç bilgiyi aktarmanın zararı olmaz diye düşündüm.Sizler okudunuz mu ? Düşünceleriniz nasıl ?
"Beni öldürdüler,Wene Hala"
Kırmızı Pazartesi
Kolimbiyalıların dediği gibi Gabo'nun kendisinin de "en iyi yazdığım kitabım" dediği Kırmızı Pazartesi işleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsü. 1982 Nobel Edebiyat Ödülü alan roman bütün dünyada Márquez'in diğer kitapları gibi yankı uyandırmış.Yıllar öncesinden gerçek bir olayı öyküleştirerek aktarıyor.
Santiago Nasar Güney Amerika'y...
Mezun olamayacak olabilirim,sevilmeyebilirim,her an kavga ediyor olabilirim,bu ayın sonunu getiremeyeceğim halde birde kardeşime para verecek olabilirim ve yapılan iyiliklerin hepsi başıma kalkılıyor olabilir. Ama düşündüm de eee yani? Ne olabilir ki? Bir gün düzelebilir her şey ama düzelmeyebilir de ve ben sürekli düzelmeyecek diye kafaya takıp hayattan nefret etmem neye yarar ki? Değil mi?
Şuan umudum var.Ama yarın kaybedebilirim.Bende gencim basit saçma hezeyanlarım olabilir.Ama olgunluktan ölebilirim de.Hayat bu her şey doğru ve her şey yanlış gidecek diye bir şey yok.
Evet biliyorum bunları bana hep söylediniz ama işte ancak dank etti :)
Sevgilerle...
Mezun olamayacak olabilirim,sevilmeyebilirim,her an kavga ediyor olabilirim,bu ayın sonunu getiremeyeceğim halde birde kardeşime para verecek olabilirim ve yapılan iyiliklerin hepsi başıma kalkılıyor olabilir. Ama düşündüm de eee yani? Ne olabilir ki? Bir gün düzelebilir her şey ama düzelmeyebilir de ve ben sürekli düzelmeyecek diye kafaya takıp hayattan nefret etmem neye yarar ki? Değil mi?...
11'de sınavım var.Ve üniversite evime acayip uzak hala hazır değilim ve oturmuş yazı yayınlıyorum.Ne kadar mükemmelim değil mi?Büyük ihtimal üç buçuk ata ata nefesim tıkana tıkana gideceğim sınava.Geç kalmayı da istiyor olabilirim aslında.Alttan sınavım bu hiçte çalışmadım. Sorumluluklardan kaçan bir insan oldum bu aralar.Kitap bile okumuyorum diyeyim siz anlayın.
Bugünlerde içimde bir his var sanki bir şey olacak ve benim bir türlü kırılmayan kısır döngümü kırqacak her şeyi yoluna sokacak bir şey olacakmış gibi.Hislerim bile karmaşık tıpkı aklım gibi.
Neyse sizlerde bu aralar iyice Güzin ablaya döndünüz sayemde.Bütün derdimi tasamı okuyor üstüne yorumlar ile destek oluyorsunuz.Allah razı olsun ne diyeyim.
Sevgilerle
11'de sınavım var.Ve üniversite evime acayip uzak hala hazır değilim ve oturmuş yazı yayınlıyorum.Ne kadar mükemmelim değil mi?Büyük ihtimal üç buçuk ata ata nefesim tıkana tıkana gideceğim sınava.Geç kalmayı da istiyor olabilirim aslında.Alttan sınavım bu hiçte çalışmadım. Sorumluluklardan kaçan bir insan oldum bu aralar.Kitap bile okumuyorum diyeyim siz anlayın.
Bugünlerde içimde bir his var s...
Hastayım. Her tarafım dökülüyor sanki. Yürümeye mecalim bile yok. Bu halde vizelere gidip geliyorum. Üstüne bir türlü uyumayı beceremiyorum. Zaten kaçta yatarsam yatayım en geç 7'de uyanıyorum. Biyolojik saatimin gıcıklığına bakar mısınız? Hiçte nazımı çeken yok. Benim şefkatim gelmiş sanırım
**********
Okul berbat gidiyor. Çalışasım yok zaten çalışsam da geçemiyorum. Sanırım okulu uzatacağım. Bir yandan utanırken diğer yandan ben hiç yanlış yapmayan uğraşmaya gerek olmayan evlattım. Bu kadarına müsamaha göstersinler artık.
**********
Eteğinizdeki taşları dökmenin insanı nasıl rahatlattığını biliyor musunuz? Babamla tartıştık. Ben tüm içimde kalanları olmasada bir kısmını ellerim ve sesim titreye titreye söyledim. Geri kalanı da yavaş yavaş söyleyeceğim. Artık korkmuyorum en fazla daha önce yapmadığı neyi yapabilir ki?
**********
Bu aralar blogumun ismini değiştirmek düşünüyorum sonra vazgeçiyorum. Kendi adımı kullanmak garip bir rahatsızlık veriyor bana. Gerçi paranoyakça bir düşünce ne olabilir ki sonuçta. Bu kadar detaylı düşünmek yoruyor insanı. Beni şahsen tanıyan hiç bir insanın blog okuyacağını sanmıyorum. En iyisi böyle kalsın
**********
Bazılarınız hayal kurmaktan korktuğumu biliyor. Gerçekleşmeyeceğini düşünüyordum çünkü. Ama bu günlerde akşam yatağımda sabah kalktığımda bazı hayaller kuruyorum. Nihayet :) Bavulumu topluyorum hayallerimde. Gidiyorum bu şehirden. Hep istediğim gibi yalnız yaşıyorum. Nihayet yapmak istediğim mesleğide bulmuş oluyorum. Zaman zaman aşçılık oluyor bu :) sonra yaşımı düşünüp vazgeçiyorum. Bir başka hayalimde kızım eşlik ediyor bana. Henüz olmayan kızım :) Belki erken belki saçma ama Zeynep'i istiyorum.
**********
Cenazemiz var. Babaannemin amcaoğlu vefat etti. Ailece dayı derdik ona. Bir kaç önce 6 aylık ömür biçmişlerdi. Beynindeki tümör hızla büyüyordu çünkü. Tedaviye başladılar ancak 6 ay sürmedi bile. En büyük teselli fazla sürünmeden kurtulması. O kadarcık ayda bile yataktan kalkamıyordu. Allah rahmet eylesin ve bu durumdaki bütün hastalara şifa versin inşallah.
*********
Son bir şey; Yazılarım sizi sıkıyorsa yada daha farklı bir içerik istiyorsanız lütfen belirtin. Hayırla iyilikle sevgiyle kalın...
Hastayım. Her tarafım dökülüyor sanki. Yürümeye mecalim bile yok. Bu halde vizelere gidip geliyorum. Üstüne bir türlü uyumayı beceremiyorum. Zaten kaçta yatarsam yatayım en geç 7'de uyanıyorum. Biyolojik saatimin gıcıklığına bakar mısınız? Hiçte nazımı çeken yok. Benim şefkatim gelmiş sanırım
**********
Okul berbat gidiyor. Çalışasım yok zaten çalışsam da geçemiyorum. Sanırım okulu uzatacağ...
Öncelikle o mahlukların ne resmini ne ismini yazarak blogumu kirletmek istemiyorum.Vurulmuşlar. Oğlu ölmüş babası hala hayatta bunu biliyorum sadece... Sevinenler rahatlayanlar olmuş.Ne yalan söyleyeyim bir yanım buna acayip sevindi.Ama diğer yanım her gün yavaş yavaş sürünerek ölmelerini istiyordu.Neden hemen bitirdiler ki cezalarını.Sonuçta içeride tecavüzcülere yapılan muameleyi biliyorduk.
Normalde her insana üzülürüm hiç bir ölüme sevinmem ama şahsen tecavüzcüler gözümde insan değil.. Öldürülmeleri yerine hadım edilmeleri taraftarıyım.Sanırım en çok önemsedikleri şeyi kaybetmek ölümden beter olacaktır onlar için...Ancak çocuk tecavüzcülerinin hadımdan ziyade burada yazamayacağım daha beter şeyler yapılmalı. Bunlar yapılmasa bile eden bir gün mutlaka buluyor...
Öncelikle o mahlukların ne resmini ne ismini yazarak blogumu kirletmek istemiyorum.Vurulmuşlar. Oğlu ölmüş babası hala hayatta bunu biliyorum sadece... Sevinenler rahatlayanlar olmuş.Ne yalan söyleyeyim bir yanım buna acayip sevindi.Ama diğer yanım her gün yavaş yavaş sürünerek ölmelerini istiyordu.Neden hemen bitirdiler ki cezalarını.Sonuçta içeride tecavüzcülere yapılan muameleyi biliyorduk....
Aylar önce gönüllerimizin Behzat Ç.'si Erdal Beşikçioğlu'nun Breaking Bad Türk uyarlamasında oynayacağı duyumu yayıldı sosyal aleme. Sanırım bu duyuma dizide genetik profesörü olacağı bilgisi neden oldu.Ne yalan söyleyeyim bu habere heyecanlananlar arasında bende varım.Çünkü orijinal versiyonu pek takip edemiyorum ve Erdal Beşikçioğlun'dan izlemek güzel olur diye düşünmüştüm.
Ancak dizi Breaking Bad değil Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'in uyarlaması.
Dizinin adının insanda bulunan 46 kromozomdan yola çıkarak "46" konulmuş.Murat Günay(Erdal Beşikçioğlu) Türkiye'nin sayılı genetik profesörlerinden biridir.Zamanla çevresindekileri kaybeden, pek çok kişinin yarı yolda bıraktığı karakterimiz 5 yıldır komadan olan kız kardeşini uyandırmak için bir çözüm ararken bir şaman ayini vesilesiyle aradığını bulur ancak kendini karmaşık olaylar içerisinde bulur.Melis Birkan ve Yasemin Allen gibi başarılı oyuncularında kadrosunda bulunduran dizinin bence kadro anlamında hiçbir potluğu yok.Aksiyon polisiye bilimin psikoloji ve gerilimin harmanlandığı senaryosu oldukça etkileyici. Pek alışık olmadığımız şekilde 1 saat süresi var..Bence akıllıca bir hamle yapmışlar. Açıkçası halkımız bu tür dizileri izlemez izlese dahi çabuk sıkılır.Dizi aşk ve entrika dolu ve gözyaşıyla yoğrulmamış çünkü.İzleyen insanında sıkılmaması gerekiyor.Bu açıdan süresi çok iyi.
3.bölümü dün gece olan dizinin henüz 2 bölümünü izledim.Pazar akşamları 23.00'te yayınlanıyor
Hala yetişebilirsiniz yani Yapılan yorumlardan anladığım kadarıyla 3.bölümden itibaren daha oturmuş bir dizi seyredeceğiz.Umarım reyting kurbanı olmaz :)
Sizler hangi dizileri izliyorsunuz? Mutlaka izlemelisin Aslıhan dediğiniz bir dizi var mı?
Aylar önce gönüllerimizin Behzat Ç.'si Erdal Beşikçioğlu'nun Breaking Bad Türk uyarlamasında oynayacağı duyumu yayıldı sosyal aleme. Sanırım bu duyuma dizide genetik profesörü olacağı bilgisi neden oldu.Ne yalan söyleyeyim bu habere heyecanlananlar arasında bende varım.Çünkü orijinal versiyonu pek takip edemiyorum ve Erdal Beşikçioğlun'dan izlemek güzel olur diye düşünmüştüm.
Ancak dizi Br...
29 yaşında amacını arayan,hayal kuramayan insan kişisi ve henüz iş bulamamış üniversite mezunuyum. Yemek yapmayı,fotoğraf çekmeyi,dinlemeyi ve tasarım yapmayı dünyamda ne varsa hemen hemen her konuda buraya yansıtıyorum bu yüzden ismi Aslıhan'ın Dünyası. Dünyama hoş geldiniz..