Yaklaşık 1 saat önce başlamış sınavıma bilerek,isteyerek,tamamen kendi kararımla gitmedim.11'de olanına da evimin kampüse uzak olduğundan yetişemediğim bahanesini öne sürmeyi düşünüyorum.Bu umursamazlık hali bana son yazımdan sonra geldi.Verdiğim upuzun arada başıma neler geldi neler.Otur karşıma da anlatayım.Dilersen birde kahve yap.ancak katlanırsın.
Bir yazımda bahsetmiştim bazen sırlar çok ağır geliyor diye.İşte ben o sırları taşıyamadım.Hiç beklemediğim bir anda ve şekilde ortaya saçılı verdiler.Bir sürü olay oldu. iftiraya bile uğradım yıldım,kırıldım,yandım.Omuzlarımdan azad ettim saçlarımı.Ama herkes hiçbir şey olmamış gibi davranıyor.Aslında şu paragrafa tüm olayı yazıp sildim.Silmek zorundayım halbuki ne kadar isterdim hepsini anlatmayı.
Düşünüyorum bu hayatta koskocaman bir sıfırım.Tam anlamıyla bir sıfır.Ailem yok en azından benim için yok.Güzel değilim hatta çirkin sayılırım,şişmanım,aptalım ve bir üniversiteyi bile bitirmeyi beceremiyorum.Hayattaki her şeyden vazgeçiyorum derken çokta vazgeçmişim meğerse..Annemin beni doğurduğu yaştayım ve başarabildiğim hiç bir şey yok.Cümlelerimin ergen hezeyanlarına benzediğinin farkındayım.Zaten bir ergenden uzak bir noktada değilim.
İşte karşınızda defalarca dibe saplanmış, insan sıfatından başka tüm sıfatlardan muaf ben duruyorum.Yine mi? dediğinizi duyar gibiyim.Yine! Yine,yeniden,hep.Artık boş verdim. Hiçbir şey umurumda değil. Öleceğim günü bekliyor adeta şafak sayıyorum.Şu 1 ay içinde kaç defa balkon demirlerinden sarkıp kaç arabanın bir adım ötesinde durdum bilmiyorum.Cesaret edemedim.Anladım ki aynı zamanda bir korkakmışım. Siz hayatı başarabilmiş insanları alkışlıyorum efendim.Ne kadar büyüksünüz ve ulaşamayacağım kadar yukarıda...
Bugün okuduğum haberlerden birinin başlığı şöyleydi. "Roketlerin hedefi olan Kilis’te ölüm sessizliği".Hergün roketlerin isabet ettiği Kilis sakinlerinin birçoğunun çevre illere veya akrabalarına taşınmasıyla kent sessizliğe büründü.Geriye kalanlar korkuyla neredeyse hiç dışarı çıkmadan yaşıyorlar. Son 3 gündür GSM ve internete ulaşamıyorlar. Bunun üstüne geçen haftaki Cuma namazında IŞİD imamlarının Suriye'nin IŞİD kontrolündeki bölgelerde okudukları hutbelerde, Gaziantep, Nizip, Karkamış ve Kilis'in bundan sonra IŞİD'in en büyük hedefleri arasında olduğu duyuruldu.İnsanlar orada ölümle karşı karşıyalar.Olduğu kabul edilmeyen bir savaşın içinde korkuyla yaşıyor ve kaçıyorlar.
Ama devletin başı dahil kimseden bu konuda bir şey duymuyoruz. Bir süredir kulaklar sağır diller sessiz bu ülkede.Ne yapabiliriz ki demeyin!! Elimiz ulaşamıyor olabilir. Ama duyurabiliriz.Hem de öyle bir duyururuz ki. Baro, Ticaret ve Sanayi Odası, Esnaf ve Sanatkâlar Odası ve Organize Sanayi Bölgesi başkanları gazetelere ilan verdi. İlanda;
"Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın TBMM Başkanımıza, Sayın Başbakanımıza, Sayın İçişleri Bakanımıza, Sayın Milli Savunma Bakanımıza, Sayın Genelkurmay Başkanımıza ve Yüce Türk Milletine Açık Çağrı;
#KiliseSESver Evlerimize roketler düşüyor. Üzerimize şarapnel yağıyor. Evimizde öldürülüyoruz, Sokakta öldürülüyoruz.Biz, haberlerde alt yazı, iki haber arasında bir kare değiliz ! magazin programlarının arasına sıkıştırılmayı kabul etmiyoruz.Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız. Can güvenliği istiyoruz. Yaralarımız sarılsın istiyoruz. Devletimize bağlıyız. Devletimizin korumasını ve şafkatini istiyoruz.Sesimizi duyun. Sesimize ses verin. Unutmadığınızı, çaba harcadığınızı biliyoruz.Ama acele edin. Ölüyoruz...Kilis Saldırı altında. Vatan saldırı altında "
Yazılarınız da #KiliseSESver etiketini kullanıp destek olabilirsiniz. Ayrıca lütfen dua edin ve elinizden geldiğinizce paylaşın. Yeter ki sessiz kalmayın.Unutmayın;
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." Hz.Muhammed (s.a.v)
“Böyle amaçsızca yüzmekten bıktım usandım. Başka yerlerde neler olduğunu öğrenmek istiyorum. Bu düşünceleri kafama bir başkasının soktuğunu sanabilirsin, ama ben uzunca bir süredir kendim düşünüyorum bunları. Arkadaşlarımdan da bazı şeyler öğrendim elbette; örneğin, birçok balığın yaşlanınca, hayatta hiçbir şey yapmadık, hayatımızı boşa geçirdik, diye yakındıklarını biliyorum. Durmadan sızlanıp dururlar. Ben yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorum; durmadan aynı şeyleri yapmak, yaşlanana kadar başka bir şey yapmadan yaşamak olamaz; dünyada yaşamanın anlamı bundan daha fazla olmalı!”
Küçük Kara Balık bir öğretmen ve masalcının çocuklardan çok büyükler için yazdığı bir masal kitabı.Yazarın en ünlü iki kitabından biri olan Küçük Kara Balık 12 Eylül Darbesi sürecinde Türkiye'de yasaklandığı gibi, halen İran'da da yasaklı kitaplar listesinde bulunuyor.
Yazar Samed Behrengi Azeri asıllı İranlı bir öğretmen. İran genelinde seyahatler ile Fars ve Azeri halk kültürünü inceleyerek ,halkın dilinde dolaşan masalları derledi. Bunları derlemenin yanı sıra, çocuk öyküleri yazdı. Çocuklar için masal kitabı olarak görünse de özellikle İran ve dünya halkı için adalet, eşitlik, direnebilme,sorgulama gibi öğütlerde bulunan masallar yazdı. Zamanının Şah yönetimine karşı masal ve hikâyeler yazarak karşı koymaya çalışmış, başkaldırmıştır.Bu yüzden 28 yaşında Aras nehrinde ölü bulunduğunda kimse yüzerken boğulduğuna inanmamış, bu yüzden suikasta uğradığı düşünüldü.
Uzun bir kış gecesinde bir balık,denizin dibinde,sayıları on iki bin taneyi bulan çocuklarına ve torunlarına bir masal anlatmayaya başlar.Küçük kara balığın masalıdır bu.
Küçük kara balık
.Küçük kara balık annesiyle beraber denizin dibinde üstü yosun tutmuş bir kayanın altında yaşarmış.Bu kayanın altında yatarken ay ışığını görmeyi çok ister ama bir türlü göremezmiş. Sabah erken saatlerden akşam güneş batana kadar annesiyle birlikte yüzer başka bir şey yapmazlarmış.Annesinin binlerce yumurtasının arasından tek sağ kalan o olduğu için annesi küçük kara balığa çok bağlıymış
Küçük kara balık düşüncelere dalmaya ve içine kapanmaya başladığında hasta olduğunu düşünmüş annesi,nasılsa yakında iyileşir diye düşünmüş.Halbuki küçük kara balık bütün gün yüzüp durmaktan sıkılmış ve bulundukları derenin sonunu merak edermiş.Bir sabah erkenden annesini uyandırmış.
-Buralardan gitmeliyim
demiş annesine.Bundan sonrasında küçük kara balığın maceralarına ortak oluyor onunla beraber derenin sonuna,ırmağa ve denize varıyoruz.Bu yolda annesinden başlayarak bir çok engelle karşılaşıyor. Güneşin ışıklarıyla güçleniyoruz.Küçük kara balığın sonunu öğrenemiyoruz belki ama onun yolundan gidecek küçük kırmızı bir balıkla bitiyor masal.Küçük kara balık zeki ve bilmiş ve bazen ukala bir balık.Söylediği cümleler sizi gülümsetiyor.Çünkü küçük sıfatı olunca insan bu kadar büyük cümleler beklemiyor.
Zaten kısacık olduğu için daha fazla bir yazamam.Ama değinmek istediğim bir kaç detay var.Masal olmasına karşın içinde balıkların birleşerek bir salyangozu öldürmesi,küçük kara balığın hançerle dolaşması ve onunla pelikanın kesesini yırtması ve bir balıkçılı öldürmesi gibi içeriklerin bulunması çocuklar için pek uygun gelmedi bana.Öldürmek eylemini rahatça kullanması rahatsız etti..Belki de bizim algılarımız buna açık olduğu için bana öyle gelmiştir.Ama yinede en azından ilk okul beklenmeli küçük kara balıkla tanışmaları için.Kendiniz için ise en az bir defa okunması kanaatindeyim.İnce bir kitap zaten.Ben A101'den yazarın diğer popüler kitabı 'Bir Şeftali Bin Şeftali' ile birleşik bir şekilde almıştım.Ancak hemen hemen her yayın evinde bulunan kitabı e-kitap olarak da okuyabilirsiniz.Birde YouTube'dan seslendirilmiş halini de paylaşıyorum Böylece sesli halini de dinleyebilirsiniz.
Kolimbiyalıların dediği gibi Gabo'nun kendisinin de "en iyi yazdığım kitabım" dediği Kırmızı Pazartesi işleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsü. 1982 Nobel Edebiyat Ödülü alan roman bütün dünyada Márquez'in diğer kitapları gibi yankı uyandırmış.Yıllar öncesinden gerçek bir olayı öyküleştirerek aktarıyor.
Santiago Nasar Güney Amerika'ya son yerleşen Arap ailelerinden birine mensup.Yakışıklı,çapkın,zeki ve bulunduğu kasaba da oldukça sevilen ,yine de hizmetçisi Divina Flor'u taciz edecek karekterde biri.Öldürüldüğü gün herkes öldürüleceğini biliyor ama engel olmuyor.Açıkçası çoğu insan bunun doğru olabileceğini bile düşünmüyor.Yazarımız da bu cinayetin arka planını araştıran Santiago'nun en yakın arkadaşı ve onun açısından bakıyoruz.
Santiago bir namus cinayetine kurban gidiyor.Cinayetin bir gece öncesinde gelin olan Angela Vicario baba evine geri gönderiliyor.Ve bir isim veriyor "Santiago Nasar".Ancak roman boyunca bu gönül ilişkisine ait hiç bir iz bulunamıyor. Angela Vicario'nun Santiago zengin ve güçlü biri olduğundan öldürülemeyeceğini düşündüğü için o ismi verdiğini düşünüyorum.Ancak başka bir isimde bulunamıyor.
Aslında cinayeti işleyen Angelanın kardeşleri kasap olan ikizler Pablo ve Pedro cinayeti işlememek için bütün kasabaya Santiagoyu öldüreceklerini söylüyorlar.Belediye başkanı piskopos geleceği için ellerinden bıçaklarını alıyor ve başından savıyor.Peder ne yapabileceğini bilemiyor zaten kasaba halkı gibi pek de inanmıyor. Herkesin haber vermemek için bir nedeni var.Santiago tıpkı masum biri gibi hiç bir tedbir almıyor.Psikopusun görmeye gideceği için silahını almıyor yanına,O gün diğer günlerin aksine ön kapıdan çıkıyor.Bunun dışında romanda dikkat çeken rastlantılar var. Nasıl olduysa onu uyaran mektubu göremiyor ve cinayetten çok sonraya kadar da kimse görmüyor.Santiago'nun annesi Plácida Linero.O gün hizmetçi oğlunun odasında olduğu söyleyince evin dış kapısını katiller girmesin diye kapatıyor.Ancak can havliyle eve doğru koşan oğlunu göremiyor.Roman boyunca Santiago'yu adım adım ölüme götüren rastlantıları okuyoruz. Bana göre hizmetçiler(Divina ve annesi) asıl katillerdi.Hizmetçi Victoria Guzmán Santiagonun babasının metresliğinden sonra hizmetçisi olduğu için Nasarlardan nefret ediyor. Divinanında aynı durumda kalacağını düşünüyor.
Çok çok etkileyici bir kitaptı.Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.Her detayda gizem ve ölümü hissediyorsunuz.Cinayeti sizde bilmenize rağmen son bölüme kadar tamamen oturtamıyorsunuz kafanızda. Ama kapağını kapattığımda ise her şey gözümde öylesine canlanmıştı ki film olsa nasıl olurdu diye düşündüm.Ki zaten filmi varmış.1987 yapımı olan filmde Santiagoyu Anthony Delon canlandırıyor. Bazı erkekler yaş aldıkça güzelleşiyor diyelim :)
Anthony Delon
Aslında spoiler vermek istemem ancak cinayetin işleneceğini romanın başından itibaren yazdığı için bir kaç bilgiyi aktarmanın zararı olmaz diye düşündüm.Sizler okudunuz mu ? Düşünceleriniz nasıl ?
Mezun olamayacak olabilirim,sevilmeyebilirim,her an kavga ediyor olabilirim,bu ayın sonunu getiremeyeceğim halde birde kardeşime para verecek olabilirim ve yapılan iyiliklerin hepsi başıma kalkılıyor olabilir. Ama düşündüm de eee yani? Ne olabilir ki? Bir gün düzelebilir her şey ama düzelmeyebilir de ve ben sürekli düzelmeyecek diye kafaya takıp hayattan nefret etmem neye yarar ki? Değil mi?
Şuan umudum var.Ama yarın kaybedebilirim.Bende gencim basit saçma hezeyanlarım olabilir.Ama olgunluktan ölebilirim de.Hayat bu her şey doğru ve her şey yanlış gidecek diye bir şey yok.
Evet biliyorum bunları bana hep söylediniz ama işte ancak dank etti :)
11'de sınavım var.Ve üniversite evime acayip uzak hala hazır değilim ve oturmuş yazı yayınlıyorum.Ne kadar mükemmelim değil mi?Büyük ihtimal üç buçuk ata ata nefesim tıkana tıkana gideceğim sınava.Geç kalmayı da istiyor olabilirim aslında.Alttan sınavım bu hiçte çalışmadım. Sorumluluklardan kaçan bir insan oldum bu aralar.Kitap bile okumuyorum diyeyim siz anlayın.
Bugünlerde içimde bir his var sanki bir şey olacak ve benim bir türlü kırılmayan kısır döngümü kırqacak her şeyi yoluna sokacak bir şey olacakmış gibi.Hislerim bile karmaşık tıpkı aklım gibi.
Neyse sizlerde bu aralar iyice Güzin ablaya döndünüz sayemde.Bütün derdimi tasamı okuyor üstüne yorumlar ile destek oluyorsunuz.Allah razı olsun ne diyeyim.
Yemek yapmayı, fotoğraf çekmeyi, dinlemeyi ve tasarım yapmayı dünyamda ne varsa hemen hemen her konuda buraya yansıtıyorum bu yüzden ismi Aslıhan'ın Dünyası. Dünyama hoş geldiniz..