21 Ara 2016

BİTENLER

29 yorum
Merhaba.Nasılsınız bugün. Ben perşembeye dolayısı ile dersimin olmadığı güne vardığımız için mutluyum. Şu vakitler çoğumuzun evine döndüğü saatler hadi alın çayınızı kahvenizi sohbet edelim :) 

Gelelim bugünün konusuna. Bazı bloglarda görmüşsünüzdür.Bitenlerin fotoğrafını çekip tek tek yorumlayıp paylaşıyorlar.Bugün ona benzer bir şey yazacağım bende. Bitmelerinden rahatsız olduğum şeyler olacak çoğunlukla.


KOMŞULUK: İlk maddenin ilham kaynağı benim nenem(babaannem).Dün Ekintürk'de-sizlerde dinleyen var mı bilmem ama bizim dertli nağme severler topluluğunun favori kanalı-kendisi bir yazı dinlemiş.Ondan bahsederken komşuluğa geldik.Eskiden komşular kız kardeş gibiymiş.Birbirlerine yardım eder,en yakın sırdaşı olurlarmış. Komşu komşudan elindekini esirgemez,çok güvenirlermiş.Çocuklarını emanet edenlerde varmış,parasını da. Şimdi ise özellikle büyük şehirlerde karşı komşusunu bile tanımayan insanlar var.Nereye gidiyor halimiz?

GÜVEN: Eskiden yıkılması zor bir şeyken şimdi sağlanması zor hale gelen duygu.Hatta çoğu zaman savunmasız kalmakla aynı anlama geldiği düşünülüyor.Halbuki güven sırtını dayamaktır. Bunu çok çabuk unuttuk.Devşirilmiş sosyal hayatımızın bir götürüsü bu aslında.Paranoya bireyler haline geldik. Öyle bir haldeyiz ki güven telefonunuzun şifresine bağlı hale geldi.

SAYGI: Sadece büyüklere saygı değil biten.İki akranın bir birbirine olan saygısı da bitti. Özellikle 2000'lerde doğan şimdi 15-16 yaşında olan kuşağın konuşmalarına hiç denk geldiniz mi? Birbirlerine küfür etmeyi hitap haline getirmişler.Gerçi her cümlelerinin sonuna da bir küfür koyuyorlar.Açıkçası yetiştirecekleri kuşağı düşünemiyorum bile. 

NEZAKET:  Yine nenemin katkıda bulunduğu bir madde.Diyor ki eskiden büyükler konuşur küçükler dinlerdi.Gençlerimize evlilik bahsi edince utanırlardı.Şimdi sevgili oluyor tanıştırıyorlar. Eskiden hatır vardı. Birinin ölüsü olsa-bebek dahi olsa- hatırını tutar yemek götürür evin halkına hizmet ederdik. Cenazeden sonra yemeğe çağırır banyo yaptırırdık(eskiden yastan çıkarmak için yakınları öyle yaparmış).Şimdi ise ha insan ölmüş ha bir tavuk. 

MERHAMET: Yine nenemin en şikayetçi olduğu konu merhametin de kaybolması.Şu satırları yazarken bile kendisini dinliyorum.İlk cümlesi karısını sevgilisini öldüren erkeklere saymak oluyor. Ya boşanınca ya kadın evlenince öldürüyorlar.Eskiden merhamet vardı.Ayrılan olursa kendi yollarına giderdi,alacaklı borçluyu tutup vuruyor eskiden yoktu böyle şeyler kızım  diyor. Dediklerini düşünüyorum da şimdi merhamet kayıp gerçekten de.

VEFA: Vefa da bitti ne yazık ki.Şimdi insanı insana bağlayan hiç bir şey kalmadı.Vefa denilince aklıma hep Hz.Ömer'in yaşamış olduğu iki hadise aklıma gelir.Son olarak birini paylaşmak istiyorum. İçerisinde bir diğer sahabe Ebu Zerr el-Gifari'nin bulunduğu bir hadise bu.Kendisini de bir defa olsun araştırmanızı isterim:)

Hz. Ömer (r.a.)’in halifeliği zamanında, iki genç, bir genci iki kolundan sıkıca tutup halifenin huzuruna getirmişlerdi.Halife Ömer (r.a.):— Söyleyin, derdiniz nedir? Bu delikanlının ne suçu var da, böyle sıkıca tutup buraya getirdiniz? diye sordu.Delikanlının ellerinden tutan iki gençten biri konuşmaya başladı:— Ya Emîr’el-Mü’mminin! Bu genç bizim babamızı öldürdü. Biz de adl-i ilâhî’nin tatbiki için huzurunuza getirdik. Babamızın bir suçu olmadığı kanaatındayız. Çünkü babamız, etrafta sevilip hatırı sayılan bir insandı. Buna ne lâzım geliyorsa tatbikini sizden istiyoruz, dediler.Hazreti Peygamberimizin adalet sıfatına varis olan Hazreti Ömer, o gence:— Doğru mu söylüyorlar? Eğer doğru söylüyorlarsa söyleyeceklerin nedir? buyurdu.Genç, kendisim getirenlerin söylediklerinin doğru olduğunu, ancak hadiseyi anlatmak istediğini söyleyip müsaade aldıktan, sonra konuşmaya başladı:— Ya Emir-el Mü’ininîn! Ben bir köylüyüm. Buraya (Medine’ye) Nebiyyi zişan Efendimizin kabr-i Şerifini ziyarete geldim. Çünkü Peygamberimiz: «Benim kabrimi ziyaret eden beni ziyaret etmiş gibidir» buyurmaktadır. Medine civarına geldiğimde hurmalık yakınında abdest bozmam icabetti. Atımdan inip abdest tazelemek için meşgul olurken, atımın bir ağacın dalından koparmakta olduğunu gördüm. Abdesti bırakıp hemen ata koştum. Lâkin o anda karşıdan yaşlı bir adam bana karşı bağırarak geliyordu. Biraz yaklaştıktan sonra, elindeki taşla atıma vurdu ve at düşüp öldü. Atımı çok severdim… Dayanamadım, ben de onun ata vurduğu taşı alıp kendisine fırlattım. Bir de baktım ki, eceli gelmiş olacak adam da öldü. Ben o anda kaçmak isteseydim kaçardım. Fakat ben Allah’a ve ahiret gününe inanmış bir kimseyim. Cezam ne ise onu dünyada çekmeye razıyım. Hükm-ü ilâhî ne ise tatbik edilir, diyerek gayet soğukkanlılıkla başından geçenleri anlattı.Hazreti Ömer (r.a.) gencin anlattığına göre kısas lâzım geldiğini ve idam edileceğini bildirdi. Genç bu hüküm karşısında gene hiç itiraz etmek şöyle dursun, bir mazeret bile beyan etmeden:— Evet! Şeriatın emri ne ise ben, ona razıyım. Sizin adaletinize de hiç bir itirazım olamaz. Yalnız sizden bir ricam olacak, o da; benim bakmakla yükümlü olduğum bir yetim var. Onun bana teslim edilen altınlarını ben, bahçemde bir yere gömmüştüm. Şimdi onun yerini benden başka kimse bilmemekte, bana üç gün müsaade edin de, o yetimin malını kendisine teslim edip geleyim. Belki huzur-u ilâhîde ma’zur olabilirim, elimde olmadığı için teslim edemedim derim ama, o yetimin dünyada bundan mahrum olmaması için kendisine teslim etmem daha iyi olur, der.Hazreti Ömer— Sen şu anda mahkûmsun, müsaade etmemiz mümkün değildir. Belki kaçarsın, dedi.Genç kaçmayacağına dair söz verip kaçmak istese daha evvel kaçmaya teşebbüs edebileceğini söyledi ise de Halife:— Sizi salıvermemiz imkânsızdır. Ancak bir kefil olursa o zaman bırakabiliriz, buyurdu.Bunun üzerine genç, orada bulunan Ashab üzerinde bir göz gezdirdikten sonra; Ebû Zerril Gıfari hazretlerini göstererek:— Bu zat bana kefil olur, dedi. Bu sefer Hazreti Ömer:— Ya Eba Zerr kefilliği kabul ediyor musun? diye sordu. Ebu Zer (r.a.):— Evet, kefil oluyorum. Bu çocuğun üç güne kadar dönüp teslim olacağına inanıyorum, dedi.Genci serbest bıraktılar, üç gün içinde gidip geri gelmek üzere müsaade isteyerek ayrıldı. Üçüncü gün olunca, ölen adamın çocukları Ebu Zer Hazretlerine: «Ya Ebu Zer! Kefil olduğun adam gelmedi. Kim olduğunu bilmediğin bir kimseye, nasıl kefil oluyorsun. Adam bir kere ölümden kurtuldu, bir daha geri gelir mi?» diyerek Ebu Zer Hazretlerini sıkıştırıyorlardı.Ebu Zer Hazretleri:— Daha üç gün dolmadı. Eğer üç gün dolar, genç de geri gelmezse, şeriatın emri ne ise bana tatbik ediniz, buyuruyor ve kefaletine sadık olduğunu söylüyordu. Ashabı Kiramı bir üzüntü kaplamıştı. Çünkü genç gelmeyecek olursa, Ebu Zer Hazretleri onun yerine idam edilecekti.Hazreti Ömer:— Ya Ebu Zer! Eğer vermiş olduğu zamandan sonra gelecek olsa bile, zamanı gelince emri ilâhîyi tatbik eder, hükmü senin üzerinde infaz ederim, buyuruyordu.Bu arada bazı ashap, babası ölen gençlere diyet teklifinde bulundular. Yeter ki Ebu Zer Hazretleri idam edilmesin, diyorlardı. Fakat onlar, bunu kabul etmiyorlar, babamızın katilinin kanı akmadıkça, buradan ayrılmayız diyorlardı. Bu heyecan kasırgası içinde Medine şehri çalkalanırken, bütün mü’minler neticeyi beklemekte idiler, ki tam bu esnada karşıdan bir adamın olanca kuvvetiyle koşarak yaklaşmakta olduğu görüldü. Bu gelen işte o adamdı. Koşarak Huzur-u Halifeye vardı:— Biraz geç kalmakla sizi belki endişelendirmiş olabilirim ama özür dilerim. Görüyorsunuz ki, havalar sıcak, yolumuz uzak, bir binek atım da yok. Ancak gelebildim. Beni mazur görün, dedi.Orada bulunanlar, hakikaten kendisinden ümit kesildiği bir sırada bir adamın koşa koşa ölüme gelmesini taaccüple karşılamışlardı. Hepsi mü’min dediğin, işte böyle olmalı, gibi sözler söylüyorlardı.Halkın hayret ettiğini gören delikanlı:— Merd olan sözünde durur, mü’min olan ahdine vefakâr olur. ölümden kaçmakla kurtulmak mümkün mü? Ben «dünyada ahde vefa kalmadı» sözünü söyletir miyim? deyip hakkında alınan kararın infaz edilmesini beklediğini söyledi.Ebu Zer (r.a.)’dan tanımadığı bir adama nasıl olup da kefil olmayı kabul ettiği ve bu genci tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, O da şöyle buyurdu:— Hayır; tanımıyordum. Fakat bu hadise İslam halifesi ve birçok sahabe huzurunda oldu. Ben orada bu teklifi kabul etmeyip de: «Alemde- feraset diye bir şey kalmamış» dedirtir miyim? buyurdu. Bunun üzerine kalplerine bir merhamet gelen gençler de, dâvalarından vazgeçtiler ve kısas istemediklerini bildirdiler. Onlara kısas yerine diyet teklif edildi. Diyet beyt-ül maldan verilecekti. Biz de davamızdan vazgeçtik. Diyet de almayacağız. Dünyada insanlık ve cömertlik kalmadı mı dedirtelim mi? dediler ve sırf Allah rızası için davalarından vazgeçtiklerini bildirip, diyet bile almayacaklarını söyleyerek helâllaştılar ve ağlaştılar.
Fazlasıyla sitem barındırdığının farkındayım.Bugünde böyle olsun . Daha binlerce özlediğim  biten değerlerimiz var.Benim vaktim bu kadarına yetti. Sizlerinde söyleyeceklerinizin olduğunu tahmin ediyorum.
Aslıhan T.
Aslıhan T.

This is a short biography of the post author. Maecenas nec odio et ante tincidunt tempus donec vitae sapien ut libero venenatis faucibus nullam quis ante maecenas nec odio et ante tincidunt tempus donec.

29 yorum:

  1. Cok guzel bir yazi olmus. Ben hatirliyorum bizler cocuklugumuzda, komsuya birakirdi annem. Oyun oynarken yemegi orda yer, namazimizi orda kilardik..Soylediginiz gibi artik komsuluklar kalmadi kimse kimseye guvenmez oldu.Hosgoru gostermez oldu..Toplumumuzu bundan sonra ne bekliyor bilemiyorum.. Kendi cocuklarimiza nasil bir dunya birakacagiz merak ediyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) dediğiniz gibi komşular ailelerin içinden gibiydi komşunun komşuda o kadar hakkı var ki az kalsın komşu komşuya mirasçı olacakmış şimdi nerede o ilişkiler... Bende çok merak ediyorum

      Sil
  2. Çok güzel konulara değinmişsiniz ve çok iyi bir anlatım olmuş. Emeğine yüreğine sağlık Aslıhan :)

    YanıtlaSil
  3. Ufakta olsa beğendiğimi söylemiştim. Okuyunca bayıldım. Çok doğru konulara değinmişsiniz.

    En son anlattığınız hikaye bir kaynaktan mı.. Aslı astarı var mı??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için çok teşekkür ederim :) benim yazıyı aldığım sitede kaynak Büyük Dînî Hikâyeler, İbrahim Sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi, İstanbul, 1980 olarak geçiyor :) ancak tam olarak doğruluğunu bilemeyeceğim

      Sil
  4. Bir de dini hikayelerde kaynak arıyorum ben ondan sordum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii ki kaynak istemek hakkınız :)

      Sil
  5. Ne kadar da güzel yazmışsın ve o kadar çok haklısın ki. Ama insanın bu bitenler konusunda haklı olmayası geliyor. Keşke bu güven, saygı falan hiç bitmese de biz hiç haklı olmasak. Kalemine sağlık canım...

    YanıtlaSil
  6. Bence de bu saydıklarınızın hiçbirisi kalmadı ardık, ama belki gene düzelir. çok güzel bir yazı olmuş , teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah düzelir :) ben teşekkür ederim

      Sil
  7. Çok güzel kavramlara değinmişsiniz keşke hala o kavramlar asıl anlamları ile hayatımızda olsalar ... Kaleminize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için çok teşekkür ederim :)

      Sil
  8. Ni güzel değerlere dokunmuşsun sağyın Aslıhan T. kardeş. Ne kada da samimi özetlemişsin. O zaman neneni de, seni de bi öperim ki ben! :* :*

    Sevgiler. <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :) ya çok mutlu oldum sayın mimikli *-* uzun zamandır görüşemedik sizinle iyi ki yorum yaptınız :)

      Sevgiler :))

      Sil
    2. Ayrıca bizde sizi öperiz :*

      Sil
  9. Selamlarrr...Yazının ilk satırını okurken ben de kozmetik anlamda bir yazı diye düşündüm.Ama çok daha güzel bir yazıyla karşılaştım.Ne güzel yazmışsınız....Yüreğinize sağlık...
    Sizi bulmuşken + ekledim.
    Ben de http://yesimlehertelden.blogspot.com.tr/ sayfama beklerim.
    Sevgiler....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam. Hoşgeldiniz efendim :) çok teşekkür ederim hoş yorumunuz için :) hemen geri dönüş sağlıyorum

      Sil
  10. Ay komşuluk ile ilgili bende birşeyler yazıcaktım da üşendim açıkçası , çok güzel olmuş yazdıkların Aslıhan ^^ biz daha önce yan apartmanda oturuyorduk orada çok güzel komşuluk vardı sonra bu apartmana taşındık , gerçekten dünyanın en acayip insanları var , tek biri ile görüşüyoruz malesef . Üst komşular yeni taşında ve biz halen kim olduklarını öğrenemedik varya , sanırım hergün eve gelmiyorlar ben diyorum kesin yukarıda mafya filan var hahaha :D
    Kozmetik yazısı gibi başlamanda çok tatlı olmuş ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sende benim gibi kronik üşengeç olabilir misin acaba? Teşekkürler cancağızım :D böbreklerine iyi bak :D

      Sil
  11. ne güzel yazmışsın. ben de en çok bu güven konusunda şikayetçiyim. kimse kimseye güvenmiyor, bir de devletten de korkuyos, ya başımıza bişi getirirse diye devlet. şöyle bir huzurlu yaşayabilsek :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için teşekkür ederim deep :) aslında devlete güvenmek otomatikman birbirimize güvenimizi tazeler

      Sil
  12. Ahh ne de doğru yazmışsınız :) Hepsinde sonuna kadar haklısınız, bizde çok yaşlı değiliz ama yeni nesil çokta iyi bir gidişata sahip değiller malesef :( Blogunuzu yeni keşfettim, takipteyim bende bloguma beklerim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef :( yorumunuz için teşekkür ederim mutlaka uğrarım :))

      Sil
  13. Bitti demesekte azaldı desek iyi olur bence bitti diyince kalk gidelim hadi bak bitti gibi oluyor azaldı diyelim ümidimizi kesmeyelim. Sevgiyle kal

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız Alla var gam yok ümit var :) Ama bilsem ki bu değerlerin hala el üstünde olduğu bir diyar var oraya giderdim :) şükür yine halimize. Yorum için teşekkür ederim

      Sil
  14. Ya gerçekten ortam çok bozuldu.Eskiden bizde sokaklardaydık hep.Ama şimdi ne sokağı komşuma bir dakikalığına bike bırakmam kızımı.Kimsede bırakmasın.Güzel yaznız için tesekkür.Takibime alıyorum.Sizide bloğuma beklerim 😃

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ederim :) hemen geliyorum

      Sil